Mahalle Baskısı’ndan Mahalle Linci’ne

YAZI BOYUTU

Birkaç yıl önce “Mahalle Baskısı” tartışması yapılırdı, artan siyasi kutuplaşma artık mahelle baskısını aştı ve “Mahalle Linci’ne dönüştü.

Son örneğini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi sürecinde, adaylar Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun televizyon tartışması sürecinde yaşadık.

Mahalle Linci de tıpkı “Mahalle Baskısı” gibi karşı taraftan değil, kendi içinden gerçekleşiyor. Daha önce Deniz Baykal ile Recep Tayyip Erdoğan’ın ardından Melih Gökçek ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun tartışma programlarını yöneten Uğur Dündar’ın adı, Yıldırım-İmamoğlu’nun yapacağı tartışmanın moderatörlüğü için öne çıkınca bir anda bu lince maruz kaldı.

Mesleğinin 50 yılını topluma güven aşılayarak geçiren Uğur Dündar bir anda, tabiri caizse kendi mahallesinden baskıya değil lince uğradı. Daha önce de yazdım, terör örgütlerine, mafyaya ve ölüm tehditlerine direnmiş olan Dündar, geri çekilmek zorunda kaldı.

Bir anda 50 yıllık tecribesi göz ardı edildi. Ardından, FOX televizyonunda haber bültenini sunan Fatih Portakal benzer bir lince uğradı. Bu kez gerekçe farklıydı; önce Ekrem İmamoğlu’nun Ordu Valisi’ne hakaret ettiğine ilişkin görüntülerin elinde olduğunu söyledi.

Mevlana’nın sözleri

Oysa, İmamoğlu ve taraftarları “it” değil, “basitlik yaptı” diyerek kendini savunuyordu. Portakal, İmamoğlu’nu zorda bırakmak için değil, gazetecilik refleksi ile sadece İçişleri Bakanı Soylu’ya cevap vermek amacıyla görüntülerin elinde olduğunu, ardından RTÜK baskısını bahane edip görüntüleri yayınlamadığını söylemişti.

Ama bu açıklama bile “mahallesini” kızdırmaya yetti. Siyasetçisinden gazetecisine, sosyal medya trolünden akademisyenine Portakal’a saldırmak için sıra bekliyordu. “Devlet bizim devletimiz”, hatta eleştirel anlamda “Parti devleti olsa da bizim devletimiz” dediği için bir başka linç dalgasıyla karşılaştı. Benzerini, Yıldırım-İmamoğlu oturumunun yöneticisi İsmail Küçükkaya yaşadı.

Hatta linç ordusuna karşı dava açacağını bile yazmak zorunda kaldı. Bir anda adı geçen herkes hakkında “itibar sorgulamasına” girdiler. Bazen açık bazen üstü kapalı tehdit ettiler. Ama herkesi pes ettirdiler.

Hiç kimse gerçeği değil, yalan da olsa, çarpıtma da olsa sadece kendi işine geleni duymak istiyor. Bunu yıllardır gözlemleyen ve benzerlerini tek başına çok daha şidddetli biçimde yaşamış bir gazeteci olarak yazıyorum.

Ama ben hiçbir mahallenin beni esir almasına izin vermedim, bu durumlarda Mevlana’nın şu satırlarını hiç aklımdan çıkarmadım; “Dünyaya tek başına meydan okumayı öğrendim genç yaşta...

Sonra kalabalıklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardım. Sonra da asıl yürüyüşün kalabalıklara karşı olması gerektiğine aydım.”


Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...