Musalla taşının önünde

26 Eylül 2018, Çarşamba 05:00
AA

Hayat bir savaşsa karşımıza çıkan zorluklar ve engeller muharebelerdir. Muharebeler savaşın parçalarıdır. An gelir bir muharede yenilir, an gelir bir başkasını kazanırsınız.

Bir muharebede yenilmeniz savaşı kaybettiğiniz anlamına, bir muharebeyi kazanmanız da savaşı kazandığınız anlamına gelmez. Gün gelip zorlukları aştığınızda başınız dik, ayağınız toprağa basıyorsa yani muharebelerin sonunda ayakta kalmışsanız, savaşı siz kazanmışsınız demektir.

Benim de bir hayat savaşım ve onun içinde muharebelerim, muharebelerin bazılarında yenildiğimi hissettiğim anlar oldu. Ama savaşımı kaybettiğim hissini hiç yaşamadım. Yaşadığım, çabaladığım ve hayattaki rehberim hakikat olduğu için böyle bir duyguyu hiç tanımadım. Çünkü yaşamın anlamı bir muharebede yenilsen de savaşı kazanma umududur.

Orhan, Murat ve Çetin

Ama hayatımda ilk kez, önceki gün Karacaahmet Şehitlik Camii'nde musalla taşının önünde “kaybetme” hissini yaşadım. Bunu kendim fark etmedim. Arkadaşım Serhat, yanıma gelip üzüntü içinde “Büyük savaşı kaybettin sonunda ha…” deyince 10 aydır aslında nasıl bir mücadelenin içinde olduğumuzu ve o savaşı kaybettiğimizi anladım. Çünkü musalla taşının üzerinde 52 yaşında bacanak olmaktan öte, kardeş gibi sevdiğim, gün gelip Silivri’de hapse düştüğümde dostlarım Orhan Dink ve Murat Sabuncu ile “görüşmecim” olan Çetin Alkan’ın gencecik bedeni uzanmıştı; kansere karşı verdiğimiz savaşı kaybetmiştik.

Dev hücreli düşman

Yaklaşık 10 ay önce uzman hekim İsmail Ekizoğlu, gözyaşları içinde teşhisi koyduğunda “Dev hücreli kanser” adını ilk kez işittim. Tıp kitapları altı aydan fazla ömür biçemiyordu. İnanılmaz bir yaşama bağlılıkla başta kendisi sonra eşi, arkadaşları, yarışmalarında noter görevlisi olarak bulunduğu Acun Ilıcalı ve ekibi savaşta hep yanındaydı. Onunla, dev hücreli kansere karşı topyekün savaşıyorduk. Yalnız değildik; Sağlık Bakanlığı Taksim İlk Yardım Hastanesi Dahiliye Servisi’nde İsmail Ekizoğlu ve ekibi, İstanbul Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyasyon Onkolojisi İdari ve Eğitim Sorumlusu Doktor Süleyman Altın, Uzman Doktor Çağlayan Gerede, Sorumlu başhemşire Burak Aydar, refakatçiler Alpaslan ve Okan bizi savaşta hiç yalnız bırakmadı. Elbirliği yaparak Allah’ın yardımıyla Çetin’e 10 ay önce biçilen ömür neredeyse ikiye katlandı. Akciğerden, lenflere, oradan da beyine çok kısa sürede yayılan dev kanser tümörleri 10 ay içinde geriliyordu. Bazı muharebeleri kazanıyorduk. Ya da biz öyle zannediyor, umutlanıyorduk. Kaçınılmaz sonu biliyor ama inanmıyorduk. Ama sonunda musalla taşının önünde bizi “kaybetme” hissiyle baş başa bıraktı; arkasında, benzer hastalıkla savaşanlara örnek bir mücadele azmi, iyi arkadaşlıklar ve güzel anılar bırakarak.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.