Öyle kaçılmaz böyle kaçılır

27 Eylül 2013, Cuma 05:00
AA

Silivri Cezaevi’nde ‘terör örgütü üyesi’ diye hapis yatarken koğuşumuza ara sıra infaz koruma memurları (gardiyanlar) gelirdi.

Yattığımz üç küçük odanın kapılarının açıldığı bir koridor ile 30 metrekare ortak alanı olan L biçimindeki koğuşta masa başında sohbet ederdik. Masamız koğuşun ana kapısını göremeyecek biçimde Doğan Yurdakul ve Ahmet Şık ile beraber kullandığımız alanın ortasındaydı. Plastik sandalyelerde oturur, plastik masamızın başında çay, sigara eşliğinde dertleşirdik. Gardiyanlar masada sohbet ederken koğuşun kirli, mavi kapısını açık bırakırlardı. Bazen içlerinden biri güvenlik için kapıda beklerdi. Kapının içeriden kilitlenip gardiyanların rehin alındığı olayları hepimiz biliyoruz. Onlara hak veriyordum. Sonunda biz tutukluyuz, onlar da gardiyan.

Havaların soğuduğu bir sonbahar akşamı, akşam sayımından sonra iki genç gardiyan koğuşa geldi.

Koğuşun ortasındaki masanın başına oturduk. Ana kapıyı görmek mümkün değildi. Koğuşta bir esinti vardı. Uzanıp baktım koğuş kapısı sonuna kadar açıktı. Cam kenarlarından giren rüzgar, kapıdan çıkıyordu. Masadakilere bir şey söylemeden yerimden kalktım, benim yattığım odaya gittiğimi sandılar. Koridorda koğuşun kapısına doğru ilerledim. Kapıyı kapattım. Kapının çıkardığı ses üzerine gardiyanlardan birisi benim bulunduğum koridora geldi, “Ne yapıyorsun?” diye sordu.

“Cereyan yapıyor, rüzgardan rahatsız oluyorum, kapıyı kapattım” cevabını verdim.

Tutukluluğun devamına...

Gardiyan yanındaki arkadaşına “Bakar mısın, cereyandan rahatsız olmuş kapıyı kapatıyor” dedi ve güldüler.

Ne demek istediğini anlamıştım, ben de güldüm. “Bırakın koğuş kapısını, cezaevinin kapısını açık bıraksanız kaçmak aklımıza gelmez” dedim.

Ama Özel Yetkili Mahkemeler bizim hakkımızda tam 13 kez ‘kaçma şüphesi’ nedeniyle ‘tutukluluğun devamına’ karar verdi.

Bingöl Cezaevi’nden PKK’lıların 50 metre tünel kazıp kaçtığını duyunca “İşte öyle kaçılmaz böyle kaçılır” dedim kendi kendime. Örgüt öyle olmaz böyle olur dedim.

Kaçma şüphesi

Evet kaçanların tamamına yakını 24 saatte yakalandı. Propaganda olsun diye söylemiyorum ama PKK, örgütün nasıl olacağını ve nasıl kaçılacağını Türkiye Cumhuriyeti devletine gösterdi, gösteriyor. Ama birbirlerini tanımayan insanları aynı örgüte üye yapan hukuk sistemi ‘kaçma şüphesi’ var diye gazetecisinden akademisyenine, genelkurmay başkanından sendikacısına, avukatından öğrencisine herkesi cezaevinde tutuyor.

Durum karşısında BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın twitter’da yazdığı gibi “Acaba ayakkabılarıyla mı girdiler tünele?” diye dalga geçmekten başka bir şey gelmiyor insanın elinden…

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.