Samsun’a çıkışın anlamı

20 Mayıs 2019, Pazartesi 08:00
AA

Emperyalist devletler 1915’te Çanakkale’de durdurulmuştu ama 30 Ekim 1918 tarihli Mondros anlaşması ile elde kalan Anadolu topraklarının, hatta İstanbul’un işgali başlamıştı. Ordu dağıtılıyordu, Mustafa Kemal de İstanbul’a çağrılmıştı. 13 Kasım 1918 günü Adana’dan trenle Haydarpaşa’ya gelen Mustafa Kemal, karşıya geçmeyi beklemektedir. 22 İngiliz, 12 Fransız, 17 İtalyan ve 4 Yunan savaş gemisi Marmara’ya demirlemiştir. 55 zırhlı savaş gemisi adeta çelik bir duvar oluşturmuştu. Mustafa Kemal, 13 Kasım 1918 günü Haydarpaşa’dan kalkan Kartal isimli köhne bir istimbotla bu zırhlıların arasından karşıya geçerken yaveri Cevat Abbas’a 55 zırhlı geminin oluşturduğu çelik duvarı yıkıp geçecek o inanç yüklü cümleyi söyler; “Geldikleri gibi giderler...”

İstanbul hazırlıkları

Böylece Mustafa Kemal’in Kurtuluş hazırlıkları için İstanbul’da geçireceği 6 aylık süresi başlar. Kurtuluşun yolunu İstanbul’da yapacağı girişimlerde arıyordu. Askerlerle, Meclis-i Mebusan üyeleri ile gazetecilerle, yabancılarla, Osmanlı devleti ileri gelenleri ile hatta Padişah Vahdettin ile dahi görüşüyordu. Mustafa Kemal tüm siyasi yolları deniyor hatta bir ara “Minber” isimli bir gazete bile çıkarıyordu. Denediği yollardan birisi de ordunun dağıtılması karşısında yeniden toparlanması için hükümette Harbiye Nazırı olup Anadolu’daki kurtuluş ateşini de yakmaktı. Hatta bir ara “İhtilalci Komite” kurup hükümeti devirip padişahı değiştirmeyi bile düşündüler. Ama Mustafa Kemal ve arkadaşları çarenin İstanbul’da değil Anadolu’da olduğunu anlamışlardı. Artık İstanbul’da yapacak bir şey yoktu, 16 Mayıs 1919 günü Bandırma gemisiyle Samsun’a doğru yola çıktılar. 19 Mayıs 1919 günü Samsun’a ulaştıklarında Anadolu’nun şerefli Türk milleti onları bağrına bastı.

‘Millete güvendim’

Mustafa Kemal Atatürk o günü yani 19 Mayıs 1919’u şöyle anlatıyor; “Ben 1919 senesinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddi hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk Milleti’nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran, yüksek ve manevi bir kuvvet vardı. İşte ben bu milli kuvvete, bu Türk Milleti’ne güvenerek işe başladım… Ben Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağını o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum.” İşte o güneş Mustafa Kemal Atatürk ile arkadaşları ve vatan için canını veren şehit ve gazilerimiz, elbette topyekün milletimizin fedakarlığı ile doğmuştur. Ne mutlu Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına, ne mutlu onları bağrına basan cesur ve fedakar Türk milletine, ne mutlu Türküm diyene…

Sıradaki haber yükleniyor...