15 Temmuz'dan ders çıkarmak...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

15 Temmuz gecesi, siyasi partiler, Meclis’te bir araya gelerek ortak bir irade sergilediler ve darbecilere çıkış yolu bırakmadılar. Türkiye, iktidarıyla muhalefetiyle bir bütün olarak, darbeye geçit vermedi. Darbenin alt edilmesinde sivil halkın direnişi de belirleyici oldu. Medya da darbecilere geçit vermedi. 15 Temmuz 2016 Fetullahçı darbe girişimi hakkında, serinkanlı tahliller yapabildiğimiz/ yapabileceğimiz bir noktaya geldik mi?

Henüz değil. Kanlı gecenin üzerinden sadece dört yıl geçti. Duygusallık ve öfke öne çıkıyor. 15 Temmuz, suçlama ya da övgü unsuru olarak siyasetin malzemesi olmayı sürdürüyor. Gerçekçi ve makul değerlendirmeler için, zamana ihtiyaç var.

*

15 Temmuz, geçmiş darbelerle karşılaştırıldığında farklı özellikler taşıyan bir girişim. Yakın tarihimizdeki darbeler, 15 Temmuz’a gelinceye kadar, ana yönelim itibariyle büyük oranda “laikmilitarist” karakterdeydi. 15 Temmuz’da sahneye “alnı secdeye değen”ler çıktı:

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin başını, alışılanın tersine dindar kimliğiyle tanınan bir çevre çekti. Laik kesim ise bazı istisnalar dışında darbenin karşısında konumlandı. Darbeciliğin yalnızca belli çevrelere ait bir olgu olmadığını gördük. Hatta öğrendiğimiz gerçeklerden ilki bu oldu.

*

Hepimizin iyi bildiği gibi; darbe, demokrasisi gelişmiş ülkelerde değil, demokrasiyle despotizm arasında sıkışıp kalmış ülkelerde ortaya çıkan bir olgu. Ordusu, polisi, yargısı siyasallaşmış ülkelerde, yani özürlü demokrasilerde, darbeciler her zaman daha avantajlılar.

Bütün bu kurumların nasıl yozlaştırılıp denetim altına alındığını, şimdi daha iyi anlayabiliyoruz. Özellikle adalet mekanizmasının kötü işlediği sistemlerin, yozlaşma, yolsuzluk şikayetlerinin arttığı ortamların, toplumda “gelsin birisi bizi kurtarsın” psikolojisini azdırdığını, yaşadığımız tecrübelerden biliyoruz. İkinci gerçek bu. Üçüncü olarak, aşırı kutuplaşmış siyasi hayata değinmek gerek.

Öfke katsayısı yüksek toplumsal gerilimler, darbecilerin hareket alanını genişletiyor. Tarafları bazen kışkırtarak, bazen de bir tarafı müttefik haline getirerek amaçlarına yönelik “ilerleme imkanı”nı elde edebiliyorlar. Dördüncü olarak, siyasetçilerin aşırı hırsı, muhalif ve rakipleri düşman gibi görmeleri, eleştiri sınırını aşan tehditkar dil, elverişli zemin hazırlayabiliyor.

Beşinci olarak, toplumsal ilişkilerdeki şiddet kültürü de darbeyi besleyebiliyor. Darbe, aynı zamanda bir sistem zaafiyetinin ürünü.

*

1982 darbe anayasası ve ona bağlı kanunlar/kurumlar hâlâ hükmünü yürütüyor. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’nde denge ve denetim mekanizmalarının “uyum yasalarıyla” etkin hale gelememesi, sistemi kırılganlaştırıyor. Darbeye karşı güçlü bir savunma mekanizması gerekli.

Demokrasi, özgürlük ve insan hakları, darbe heveslilerinin korkulu rüyası olmalı.

Basın ve ifade özgürlüğü elimizden kayıp gitmemeli. Darbenin ve müdahalenin panzehiri olabilecek özgür toplum ve özgür bireyler için ısrarcı olmalıyız.

Yazarlarımızdan

14 Ağustos 2020, Cuma 11:12
14 Ağustos 2020, Cuma 07:17
14 Ağustos 2020, Cuma 07:14
Sıradaki haber yükleniyor...
holder