Helalleşmek, yüzleşmek, hesaplaşmak…

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Geçmişin acı izlerini geride bırakmak istiyorsanız, bir tarihi muhasebe yapmak niyetindeyseniz, özeleştiri yapabilirsiniz. Helalleşebilir, yüzleşebilirsiniz. Bunu bir topluluk adına da yapabilirsiniz, kişisel olarak da. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun 'helalleşme' adımı bir özeleştiri. Kendi geçmişiyle bir hesaplaşma. CHP, ülkemizin kurucu partisi. Sevabıyla, günahıyla uzunca bir dönem yaşananların asıl sorumlusu. Bu tarihi herkesin kendine göre bir okuma ve anlamlandırma biçimi var.

Dersim Katliamı’ndan, Varlık Vergisi’nden 6-7 Eylül’e, Kahramanmaraş Katliamı’ndan Sivas Katliamı’na kadar bir dizi olayın nasıl yorumlanacağı başlı başına ayrı bir mesele. 27 Mayıs darbesini, 12 Mart darbesini, 12 Eylül’ü ve 28 Şubat müdahalesini de ekleyebiliriz. Bu olaylar konusunda siyasi açıdan bir farkındalık yaratabilmek, acıları paylaşabilmek önem taşıyor. Bütün bu acı olayların asıl aktörü devlet.

Devleti yöneten siyasi irade. Bu açıdan, Kılıçdaroğlu’nun hamlesi, bir 'uzun tarihin ele alınıp değerlendirilmesi' olarak okunabilir. Kılıçdaroğlu, helalleşmeyi siyasi bir özür olarak kabul ediyor. Olayın hukuki tarafının ise yargının, adaletin işi olduğunu söylüyor. 2005’te, dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan Diyarbakır’da, bölge halkından geçmişte yaşananlar adına, Dersim adına özür dilemişti.

Bu, bir anlamda helalleşmeydi. Geçmiş tarihle devlet adına bir hesaplaşmaydı. O dönemde tarihe eleştirel bakış, bazı hukuki sonuçlar da doğurdu. AK Parti iktidarı azınlıklara yapılan haksızlığın önemli sonuçlarından birisi için yasal değişikliğe gitti. Azınlık vakıflarının tam anlamıyla gasp edilmiş, el konulmuş olan taşınmaz mallarının bir kısmı, çıkarılan bir kanunla büyük ölçüde iade edildi.

Bu 'özür dileme'nin ve 'özeleştiri'nin yasal sonuçlarından biriydi. Helalleşme girişimini, toplumsal kutuplaşmayı yumuşatmak açısından, yeni bir uzlaşma zemini oluşturma bakımından, hakların iadesi bakımından nasıl değerlendirebileceğiz? CHP Genel Başkanı’nın bu açıklamayı yapmasından bu yana, değişik mağduriyetlere uğramış toplulukların temsilcilerinden, “Varlık Vergisi ne olacak?”, “Dersim ne olacak?” gibi sorular geliyor.

Tabii herkesin bu olayları değerlendirme biçimi aynı değil. Mesela Dersim Katliamı’nı bir uygarlaştırma projesi olarak savunanları düşünelim... Ya da Varlık Vergisi’ni, 'ekonomiyi millileştirme hamlesi' olarak görenleri… Kılıçdaroğlu’nun bu hamleyi yaparken bir amacı da (ve görevi) başörtüsü yasağından dolayı yakın tarihte yasaklamalara uğramış, mağdur edilmiş muhafazakâr kadınlarla helalleşme.

Tarihi olayların her birini kendi içinde, kendi tarihsel koşulları içinde ele almalı. Hepsinin hesabını bir çırpıda verebilecek bir kurum ya da kişi bulmak istenirse, işler iyice zor bir noktaya sürüklenir. Siyasetin, geçmişi eleştirel gözle incelemesi, yapılan haksızlıkları görebilecek objektiflik içinde olaylara yaklaşması, siyasi sonuçların yanında hukuki sonuçlar da doğurur. Tarihin yanlışlıklarına, siyasetçiler “Evet bu haksızlıktı” diyebilecek bir içtenlik ve olgunluk gösterebilmeli. Goethe şöyle demiş: “Yeni bir gerçeğe en çok zarar veren şey, eski bir yanılgıdır.”

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder