O, beyazperdede canlandırdığı asi, haksızlığa boyun eğmeyen karakterleri gerçek hayatta da sürdürmeye çalışan bir sanatçıydı. En büyük hayallerinden biri, silahların susması, Kürt meselesinin demokrasi ve insan hakları zemininde çözülmesiydi. Barışı savunmanın savaşın diline teslim olmaktan daha zor olduğunu biliyor, bu riski göze alıyordu. Bu kez gerçek hayatın Tatar Ramazan’ıydı. Çatık kaşları, sert bakışları, kendine özgü gülüşü ve mağrur duruşu onu kitlelerin belleğine kazıdı. Kimi için Selvi Boylum Al Yazmalım’ın İlyas’ı, kimi için Yılanların Öcü’nün Kara Bayram’ı, kimi için Tatar Ramazan’dı. Bütün bu karakterlerin ötesinde, o Kadir İnanır’dı: Türkiye’nin ruhunda ayrı bir yeri temsil eden büyük bir oyuncuydu. Çocuğu yoktu ama “Türkiye’nin bütün çocukları benim, bizim. Hiçbirisi ölmeyecek, ölmemeli!” diyordu. 15 Nisan 1949’da Ordu’nun Fatsa ilçesinde doğdu. Sürmene kökenli kalabalık bir ailenin 14. ve son çocuğuydu. Lise eğitimini yatılı okuduğu İstanbul Haydarpaşa Lisesi’nde tamamladı. İstanbul Gazetecilik Yüksekokulu Radyo-Televizyon Bölümü’nden mezun oldu. 1968’de Saklambaç gazetesinin Fotoroman Artisti Yarışması’nı kazanarak tanındı. Sinemaya Yedi Adım Sonra ile adım attı, 1970’te Atıf Yılmaz’ın yönettiği Kara Gözlüm’de Türkan Şoray’la başrolü paylaşarak geniş kitlelere ulaştı. Gençliğinde Ayhan Işık’la da bir kez birlikte oynayan Kadir İnanır, Ayhan Işık’ın ona kariyer anlamında destek verdiğini söyler. Tabii ikisinin erkeklik tarzı farklıdır: Kadir İnanır’da erkeklik Anadolu/taşra/mahalle/şoför/ işçi/ağa/mahkûm hattından gelir. Ayhan Işık’ta ise daha çok salon erkeği, jön, şehirli romantik erkek vardır. Kadir İnanır’ın tarzı sertti ama bu doğal, hayatın içinden bir sertlikti. “Erkekliği” takım elbise, kas, stil, lüks araba üzerinden değil; bakış, susma, gurur, acı çekme, haksızlığa kafa tutma üzerinden şekilleniyordu. Oynadığı karakterler çoğu zaman kaba olabilseler de kendilerini “adalet”, “namus”, “emek”, “sadakat”, “söz” gibi kavramlarla ifade ederlerdi. Tabii gençliği ile olgunluk dönemi arasında bir farktan söz edilebilir. Gençliğinde “mahalledeki ortalama Türk erkeği”nin iç dünyasını sahneye taşıyarak öne çıkan Kadir İnanır, yaşı ilerledikçe daha siyasi ve entelektüel bir karaktere dönüştü. Selvi Boylum Al Yazmalım, Bodrum Hakimi, Dila Hanım, Devlerin Aşkı, Utanç, Katırcılar, Yılanların Öcü ve Tatar Ramazan gibi filmlerle Yeşilçam’ın en güçlü yüzlerinden biri oldu. 1973’te Utanç ile Adana Altın Koza’da, 1986’da Yılanların Öcü ile Antalya Altın Portakal’da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı. 1990’da Medcezir Manzaraları ile Ankara Film Festivali’nde de aynı ödüle layık görüldü. Kariyerine 182 sinema filmi ve 12 televizyon dizisi sığdırdı. Son filmi 2019 yapımı Kapı oldu. Birçok meslektaşının aksine siyasi ve toplumsal konularda sözünü sakınmadı. Kürt meselesini bir demokrasi, eşit yurttaşlık ve insan hakları meselesi olarak görüyordu. 2013’te, Akil İnsanlar Heyeti’nde yer aldı. Bu tercihi nedeniyle eleştirildiğinde, yıllar sonra verdiği bir söyleşide, rol aldığı filmlere bakılmasını istedi.

Doğu’da çektiği filmlerde halkın çektiği acıları gördüğünü, Katırcılar gibi filmlerde aylarca karın içinde çalışırken bu ülkenin gerçeğine yakından tanıklık ettiğini anlattı. Onun barış konusundaki cümleleri hep netti. “Barış için konuşmayanlar, savaşın tarafı olurlar” diyordu. Bir başka konuşmasında, “Ellerimizi birleştireceğiz, kalplerimizi kucaklaştıracağız ve büyük barışı mutlaka sağlayacağız” sözleriyle Türkiye’ye duyduğu inancı ifade etti. Hiçbir gücün karşısında boyun eğmeme iddiasını sadece filmlerde değil, hayatın içinde de ortaya koydu. Kadir İnanır’la Flash TV’de çalışırken tanışmıştık. O haberleri sunuyordu, ben medya üzerine bir tartışma programı yapıyordum. Gelişiyle birlikte televizyonun havası değişmişti. Dinamik, canlı ve muhalif bir habercilik ruhu yaratmıştı. İyi anlaşıyorduk. Yıllar sonra Demokratik Gelişim Enstitüsü’nün çalışmalarında, çatışma çözümü konulu toplantı ve gezilerde yeniden bir araya geldik. İrlanda, Güney Afrika, Arnavutluk, Norveç ve başka deneyimler üzerinden barış süreçlerini anlamaya çalıştık. Uzun yolculuklar yaptık. Kadir, o toplantılarda da ezber bozan, soran, itiraz eden ve anlamaya çalışan bir insandı. Kürt meselesini demokrasinin temel sınavlarından biri olarak görüyor; hangi siyasi tercihlerin bu yolu açabileceğini dikkatle anlamaya çalışıyordu. Arnavutluk’ta büyük bir depreme birlikte yakalandık. O sırada oteldeydik. Kadir, soğukkanlılığını korudu. “Ben her felaketi sakin karşılayan biriyim” derken, bunu sadece söz değil, davranışıyla da gösterirdi. Hayat arkadaşı Jülide Kural’la uzun yıllara yayılan birlikteliği, hayatındaki güçlü dayanaklardandı. Jülide, sanatçı kimliğinin yanı sıra toplumsal konularda sözünü sakınmayan bir isim. Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla bir günlüğüne nöbetçi genel yayın yönetmenliği yaptığında hakkında dava açıldı. Mahkeme salonunda Jülide’nin yanı başında Kadir İnanır vardı. Bir hayat arkadaşlığının yalnızca iyi günlerde değil, riskli ve zor anlarda da ne anlama geldiğini gösteriyorlardı. Kadir İnanır’a, Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu’nda veda ettik. Törenin en çarpıcı anı, onun hayatına dair izlediğimiz, Hüseyin Karabey yapımı belgeseldi. İlk konuşmayı yapan Jülide Kural “Ben Burada Sadece Susmak İsterdim” dedi. İngiltere’den kalkıp gelen DPI Direktörü Kerim Yıldız da onun uluslararası çözüm çabalarına katkılarını ve ülke ülke gezerek çözüm çabalarına katkılarını anlattı. O, rüzgârı bol bir adamdı. Çevresine dostluk ve sevgi saçardı. Onu yalnızca filmleriyle değil, memleketin zor meselelerinde aldığı risklerle de hatırlayacağız. Kadir İnanır’ı çok arayacağız. Sevgiyle, özlemle, saygıyla anacağız. “Büyük barış, bir gün mutlaka sevgilim.”
