Kıbrıslı Türk kimliği

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Yıllar yıllar önceydi. Sanırım 1996 yılıydı. Kıbrıs’tan bir telefon geldi. Bir dava için tanıklığıma başvurulmak isteniyordu. O dönemde Eğitim ve Kültür Bakanı CTP’li Mehmet Ali Talat’tı. Daha sonra KKTC Cumhurbaşkanlığı yaptı. Bakanlıktan bir kadın öğretmen kendine göre İslamiyet ve cinsellik yorumu yapan ve alıntılardan oluşan yardımcı kitap hazırlamış. İşin içine cinsellik girince bazı muhafazakar çevreler kitabın yaklaşımını doğru bulmadıklarını açıklamak için gösteriler yapmışlar. Bunun üzerine savcılık sanırım “dini duyguları rencide ettiği” iddiasıyla bir dava açmış. Benim de bu konuda kitaplarım olduğu için yargılanan taraf, bilirkişi olarak dinlenmemi talep etmiş. Yasal sistem nasıl işledi hatırlamıyorum.

Ben mahkemeye katıldım. KKTC’de birçok konuda olduğu gibi yargılama usulü de Anglo Sakson sistemiydi. Yani bizdekinden farklı olarak sanık ve tanık, savcı ile karşılıklı oturuyorlardı. Yalnızca kürsüdeki hakim yüksekte oturuyordu. Duruşma başladı. Savcının sorularına muhatap oldum. Savcı bana sorular sorarken, hakim not alarak dinliyordu. Türkiye’deki yargılamalardan farklı bir atmosferde devam eden duruşma, gün boyu sürdü.

Savcıyla rahatça tartışma imkanı bulduğum bir yargılama günü yaşadım. Bir çeşit münazara gibiydi benimle savcı arasındaki diyalog. Tabii, konuya daha hakim olduğum için savcı iddialarında ısrar edemedi. Gün boyu süren tanıklığımı bitirmiştim. Ancak savcı razı olmadı. “Daha sorularım var, yarın da devam edelim” dedi. Hakim bana baktı. Ben akşam uçağına dönüş bileti almıştım.

Erteledim. Ertesi güne kaldık. Devam ettik. Kıbrıs basını için ilginç iki gün oldu. Değişik tepkiler gösteren yayınlar yaptılar. Tanıklığım bittikten sonra aynı binadaki Yargıtay üyelerinin bulunduğu bölüme geçtim. Hakimlerle sohbet ettik. Yılların mahkeme deneyimi olan benim için tamamen değişik bir tecrübeydi. İngiliz geleneğinin de etkisiyle, Kıbrıs Türkiye’ye göre daha demokratik sayılacak yasal ve idari bir düzene sahipti.

Dava beraatle sonuçlandı. Daha sonra Kıbrıs’a sıkça gittim. Kıbrıs’ta çok dostum ve arkadaşım var. Kıbrıslılara özel bir sempatim de olduğunu söyleyebilirim. Bütün bu deneylerim sırasında hissettiğim bir şeyi paylaşmak istiyorum. Kıbrıs Türk kimliği diye adlandırabileceğimiz, kendine özgü kültürü ve yaşam tarzı olan bir kimlikten söz etmek istiyorum. Bu kimliği orada bir süre bulunan hemen herkes hissediyor.

Siyasi görüşlerinin farklı olması pek bir şey değiştirmiyor. Onlar her şeyden önce Kıbrıslı. Önemli bir kesim de Kıbrıs’ta bir barışçı çözüme ulaşılmasını arzu ediyor. Türkiye’nin kendilerine sahip çıkmasından mutlu oluyorlar. Ancak siyasetçilerin vesayetçi tavrından, onların kimliğini yok sayan müdahalelerinden inciniyorlar. Kendi kendilerini yönetmek ve kimliklerine saygı gösterilmesini istiyorlar…

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder