Serrac’tan Hafter’e Libya ve...

AA

Libya’da “Hafter ateşkes anlaşmasını imzalamadı” diye kızıyoruz. Suriye'de, YPG-PYD'nin, ABD’nin yardımıyla güçlenmesine tepkiliyiz. Kuzey Suriye’de, sert tutumumuzu, güvenli bölge kurarak ve terör saldırılarını önlemek hedefiyle askeri operasyonlar yaparak gösteriyoruz. Bölgenin dört bir yanındaki çatışmalara, müdahalelere “yön vermek” bağlamında olaylara müdahil bir çaba içindeyiz.

Türkiye’nin “bölgesel bir oyuncu” olduğu teziyle kendimize bir rol biçebiliyoruz. Gücümüzü zorlayan ölçüde, bölgenin siyaset arenasında var olmaya çalıştığımız bir dönemdeyiz. Siyaset aynı zamanda bir güç meselesidir. Bölgede ABD ve Rusya gibi iki büyük oyuncu aktifken, “onlara rağmen” bir ağırlık oluşturmak çok mümkün görünmüyor. Sınırların dışına taşacak bir oyunculuk isteği hem riskli, hem de gerçekçi değil.

Libya'da soru işaretleri

Trablus’taki meşru kabul edilen yönetimle askeri anlaşma yapmak, bir hamleydi. Ancak, bu hamle uluslararası onayı arkasına alamadı. Katar dışında hiçbir ülke bizim duruşumuzu desteklemedi. Sorun, bir şekilde “Müslüman Kardeşler”/ “Seküler güçler” eksenine oturdu.

Türkiye’nin işbirliği yaptığı es-Sarrac’a karşı, Arap ve Batı dünyasının büyük bir kısmı birlik halinde Hafter'e yakın duruyor. Sonuç olarak, izlendiği söylenen “aktif dış politika” Türkiye’yi birçok alanda zorluyor. Libya’da olduğu gibi Suriye’de de, fazla bir “dost desteği” göremiyoruz.

Başarının ölçüsü?

Hemen her gün, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere dış politika ekibi, Rusya-ABD denklemi içinde bir yer oluşturmaya çalışıyorlar. Böyle durumlarda, “neredeyiz?” sorusu önem kazanıyor. Gerçekten neredeyiz? Kürt sorunu bölgesel bir sorun olarak çözülmemiş bir şekilde önümüzde. Suriye’de YPG/PYD önemli bir bölgeyi kontrol etmeyi sürdürüyor.

AB üyelik perspektifimiz tamamen tıkandığı gibi, Batıyla ilişkiler olumsuz sinyaller veren bir dönemden geçiyor. ABD'nin ekonomik yaptırımları da tamamen gündemden düşmüş değil. Sonuç olarak, değişik bir dünyada, bölgenin tamamen alt üst olduğu bir ortamda, “siyasi sörf” yapıyoruz.

Temel kritik konularda meseleleri tartışmak ve ortak akıl oluşturmak açısından, iktidar-muhalefet ilişkisi açısından, parlak bir durumda değiliz. “Geminin içindekilerin” birbirine güvenebileceği bir ortama ihtiyacımız var. Yani demokrasiye ve çoğulculuğa...

Sıradaki haber yükleniyor...