Siyasetin melezleşmesi

27 Ağustos 2019, Salı 08:00
AA

1990-1992 yılları arasında Hamburg Parlamentosu'nun davetlisi olarak ailecek Almanya'da yaşadık. Uzun cezaevi ve kaçaklık yıllarının ardından, geçim ve yargılanma derdi düşünmeden geçen iki yıl hepimize iyi gelmişti. “Mitil”i Hamburg'a atmadık. İki yılın ardından, Türkiye’ye döndük. İki yılda, Almanya’nın, Fransa’nın, İngiltere’nin, Danimarka’nın, Hollanda’nın, İsviçre’nin önemli şehirlerini, müzelerini, resim sergilerini, tarihi mekanlarını gezmek, görmek fırsatını bulduk. İki yıldan sonra döndüğümüz Türkiye'de ailecek ilk izlenimimiz, kalabalıkların siyah ve kahverengi görüntüleriydi.

Ezici çoğunluğunu erkeklerin doldurduğu sokaklarda hakim renk tartışmasız siyahtı. Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başladığımda, Almanya'dan getirdiğim çiçekli gömleklerim, renkli pantalonlarım, mor ceketim yüzünden erkek meslektaşlarımın imalı sözlerine muhatap oluyordum.

Siyasette siyah egemen

Sokaklardaki iç karartıcı siyahlığın, siyaseti de belirlediğini düşünürüm. Meydanlarına, caddelerine kara giysili erkeklerin egemen olduğu bir ülkede demokrasiyi kurmak kolay değildir. Siyasi hayatımızda, işte buna paralel şekilde, siyah beyaz kontrastı egemen. Ara renklere pek şans tanındığı söylenemez. Bir kesim, "irticayı" ya da "gericiliği" yok etmek ve bunun üzerinden "modern Türkiye'yi kurmak"tan söz etti yıllarca. Bu söyleme göre, halk kendi yolunu bulamazdı. Bu nedenle geniş kitlelere “çağdaş” öncüler yol göstermeliydi. Bunun için, gerekirse, devlet (bütün askeri gücü dahil) harekete geçirilmeliydi.

Diğer kutup ise, dini referanslar üzerinden siyaseti düzenleyebileceğini iddia ediyor. Devletin dinden uzaklaşmasını ve sekülerleşmesini, yozlaşma ve çürüme tehlikesi olarak görüyor. Böyle düşünenlerin de, “otoriterleşme” kapısı her zaman açık. İki yüzyıllık bir kavga bu. İlk yüzyıla "modernleşmeciler" damgalarını vurdular. Askeri darbeler, müdahaleler, iç çatışmalarla dolu bir yüzyıl yaşadık. Toplum, modernleşmecilerin istediği gibi şekillenmedi. Kendi ritmi içinde bir değişim yaşadı.

Geride bıraktığımız 50-60 yılın önemli bir bölümüne muhafazakar siyasetçiler yön verdi. Son 20 yıla ise dini referansları öne alan (ya da: “çağdaşlaşma” adı verilen "zoraki değişim"e direnen) anlayış egemen. Siyasetin siyah ve beyaz kutuplarından uzaklaşarak yeni renklere bürünmesine ihtiyacımız var.

Tabii önce melezleşmenin gelişmesi, radikal yok edicilik kültürünün törpülenmesi gerekiyor. Sokaklara egemen olan siyah giysili erkek kalabalığının yarattığı atmosferin siyaset üzerindeki gölgesini kaldırabilme umudunu kaybetmemeliyiz.

Sıradaki haber yükleniyor...