Sorun da, çözüm de hayat tarzında düğümleniyor

06 Mart 2019, Çarşamba 08:30
AA

Türkiye’nin en canlı elektrik, elektronik eşya satış merkezlerinden birisi olan Doğubank’a uğradım. Çarşı esnafıyla sohbet ettim. Daha önce “kerhen” AK Parti’ye oy veren dostlarımdan biri, uzun uzun düşündükten sonra, sandığa gitmemeye karar vermiş.

CHP’li esnaf heyecanlı. İktidara, kamplaşmayı kışkırttığı gerekçesiyle tepkililer. Sohbetten çıkardığım sonuç: Muhaliflerin tepkisi esas olarak “hayat tarzına müdahale” noktasında yoğunlaşıyor.

Her iki tarafa da mesafeli olan bir esnaf durumu şöyle özetledi: Ulusalcılar, başörtüsü düşmanlığından kaybettiler. Bunlar da, modern hayat tarzına yönelik kısıtlayıcı tavırlarından kaybedecekler. Başörtüsü yasağıyla mücadele ederken, “Kimse kimsenin hayat tarzına, giyimine, bireysel alanına karışmamalı, gerçek laiklik budur” diyorduk. Ulusalcılar ise başörtüsünü kamuya sokmamakta kararlıydılar. Yasakta ısrar ettiler. Ellerindeki devlet gücüyle, yasağı sürdürebileceklerini sandılar. Yanıldılar, kaybettiler. Şimdi muhalefetteler. Hatalarını ne oranda anladıkları, tartışılabilir.

AK Parti, değişik badireleri atlattı, engelleri aştı. Daha önce AK Parti’ye oy vermiş dostum, “O zaman önemli işler yaptılar. Türkiye’nin önünü açacak değişikliklere imza attılar. Benim ölçüm yargının bağımsızlığı, fikir ve basın özgürlüğü. Yasakçılığı hiçbir gerekçeyle kabul edemem” diyor.

Yüzde 50 / Yüzde 50

Siyasetçilerin de gayretleriyle, Türkiye tam ortadan ikiye bölündü. İktidar bloğu yüzde 50 civarında, muhalefet hemen hemen ona yakın bir noktada. Böyle bir “dengelenme” varken, bir tarafın diğer tarafı, yasak uygulayarak, baskı yaparak etkisiz hale getirmesi, sahneden silmesi mümkün değil.

Ulusalcıların 90 yıllık çabası, “İslami” tercihi ortadan kaldıramadı. Çünkü bu tercihin toplum içinde gerçek bir temeli var. Seküler hayat tarzının, iktidar ve devlet yoluyla yok edilebileceğini düşünenler de gerçekçilikten uzaklar. Çünkü seküler hayat tarzının da toplum içinde aynı oranda gerçek bir temeli var. Her iki hayat tarzı da dönem dönem şekil veya nitelik değiştirebilir, farklı sembollerden yararlanabilir, daha yerel veya daha evrensel renklere bürünebilir. Ama her ikisi de ortadan kaldırılamaz.

Gerçekliği yok sayan zorlamaların, gerilimi artırmak, yeni acılar üretmek dışında bir sonuç vermesi mümkün değil. Bir arada yaşayacağız, birbirimizin hayat tarzını saygıyla karşılayacak, birbirimizden yeni şeyler öğrenmeye açık olacağız. Kibir ve önyargıdan sıyrılabildiğimiz oranda, kendi gerçeğimizin daha fazla farkına vararak daha yeni ufuklara açılacağız.

Seçimlerden, hangi sonuç çıkarsa çıksın, bu gerçek değişmeyecek.

Sıradaki haber yükleniyor...