İran’dan Türkiye yönünde ateşlenen füzenin NATO savunma unsurları tarafından etkisiz hale getirilmesi, Türkiye’nin içinde bulunduğu ittifaklar sistemini bir anda harekete geçirdi. Alman medyası, Türkiye’ye yönelik füze tehdidini hemen manşetten verdi. Onlar için önemli olan, İran’ın bir NATO ülkesini doğrudan hedef almış olma ihtimali. NATO; Kuzey Amerika, Batı Avrupa ve Türkiye’yi içeren ve toplam 32 ülkeden oluşan bir ittifak. Türkiye, İran’la ve tüm o bölgeyle kara sınırı olan tek NATO ülkesi ve giderek askeri ve güvenlikçi karakteri öne çıkan bir ülke haline geliyor. Bunda bölgesel koşullara ek olarak Türkiye’nin iç siyasi dinamiklerinin de etkisi var.
Biraz da Avrupa Birliği’ne bakalım: AB’nin NATO nedeniyle bölgedeki çatışmalar içine çekilmesi, Türkiye’nin yaşadığına tam olarak benzemese de kendine özgü bir militarizasyon sürecinin anaforuna kapılması anlamına gelebilir. AB ve Türkiye, kısmen başka dinamikler üzerinden, daha güvenlikçi ve askeri bir rotaya zorlanıyor. Ukrayna savaşı zaten Avrupa’nın savunma gündemini sertleştirdi. Orta Doğu’daki yeni tırmanma, enerji güvenliğinden tedarik zincirlerine kadar birçok kanaldan bu sertleşmeyi besliyor. Lüksemburg’da, bankacıların son toplantısında, şu tartışma dikkat çekti: AB, güvenliğini ve egemenliğini nasıl finanse edecek? AB, Rusya’yla savaş endişesi içinde. Bu nedenle de Amerikan savunma ürünlerine bağımlılığını azaltmayı hedefliyor. Ayrıca sürekli ortaya çıkan yeni çatışmalara da yanıt vermek zorunda.
Son olarak bir insansız hava aracı AB üyesi Güney Kıbrıs’a isabet etti. AB’deki yeni durumu tahlil eden Welt gazetesi, şu ifadeleri kullanmış: “AB, bir pazar ve serbest ticaret bölgesinden, askeri bir birliğe dönüşüyor.” (…) “Rusya’dan gelen tehdit ve Orta Doğu’daki savaşla birlikte Avrupa’nın öncelikleri değişti. Kıta kendini savunamıyorsa, rüzgar türbinleri ve elektrikli arabaların ne faydası olabilir?” Bu soru, Avrupa’nın son on yılının gerilimini özetliyor: Bu gerilim, Avrupa Yatırım Bankası (EIB) gibi kurumlarda da görünür hale geliyor. Bu banka kendini uzun süredir “iklim bankası” olarak konumluyor. Ancak, “iklim değişimi” gündemi, bu ortamda, pek sürdürülebilir görünmüyor.
Avrupa Yatırım Bankası, bundan sonra, iklim değişimi yerine, savunma sanayinin finansmanına odaklanmak zorunda kalabilir. AB, sosyal devlet, elektrikli otomobil, çevre dostu enerjiler, LGBT, feminizm, lüks çantalar, içkiler, film ve müzik festivalleri gibi öğelerle tanınan “soft” görünümlü bir yapıydı. Bundan sonraysa, askeri yönü öne çıkan, güvenlikçi bir yapıya dönüşmek zorunda kalabilir. Peki AB, böyle bir geçişi ekonomik olarak taşıyabilir mi? Avrupa halkı, on yıllardır alıştığı yüksek refah standartlarından (ücretsiz sağlık, eğitim, sosyal yardımlar) vazgeçip bütçenin savunma sanayisine aktarılmasını sindirebilir mi?
