Yerli mi? Milli mi? Evrensel mi?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Cumhuriyet devrimleri; Batı tipi modernleşmenin ve ulus devletlerin kurulma sürecinin, Fransız İhtilali’nin ürünü olan “aydınlanma”nın ülkemiz koşullarına uyarlanması veya bizim kültürel dokumuzla şekillenmesi olarak görülebilir.

Laiklik, Medeni Kanun, Hilafet ve Saltanat’ın kaldırılması, Tekke ve Zaviyelerin kapatılması, Latin Alfabesi’ne geçiş… Bunları “yerli ve milli” olarak görenler de var “ithalat” olarak görenler de. Kim ne derse desin, bu değişiklikler, İbrahim Kalın’ın da işaret ettiği gibi 150 yıllık, hatta aslında daha eskilere dayanan bir sürecin sonucu.

Yunan klasiklerini Araplar çevirdi

Emeviler ve Abbasiler döneminde eski Yunan felsefesinin eserleri Arapça’ya çevrildi. Avrupa, bir ölçüde “Eski Yunan”ı yeniden bu Arapça eserlerden öğrendi. Uygarlık elden ele geçen bir bayrak gibidir. Bazı dönemlerde, bazı toplumlar bayrak yarışının başını çeker, insanlığın gelişmesine, ilerlemesine, teknolojiye, sosyal yaşama, mutluluğa öncülük ederler.

İlk tiyatro festivalinin Atina’da sergilendiği söylenir. Sonra dünyanın değişik yerlerinde oyunlar salonları doldurur. Göçebe Türkmen topluluklarının birçoğunda kararlar savaşçılarla birlikte alınır, o dönemin koşullarına özgü bir göçebe demokrasisi uygulanırdı. Arap-İslam dünyasında meşveret de benzer özellikler taşır. İlk İslam Halifesi Hz. Ebubekir, Saif Çardağı’nda yapılan oylamayla seçilmiştir. Hz. Ali kendi yokluğunda yapılan bu seçimi doğru bulmadığını ilan etmiştir.

Uygarlık ortak miras

Demokrasi, şu anki olgunluğuna önemli oranda Avrupa kıtasında erişti. Yalnızca çoğunluğun yönettiği bir yönetim biçimi olmanın ötesine geçti, azınlık haklarının korunmasını da önemsedi. Sinema, tüm insanlığın katkılarıyla gelişse de şimdiki kitlesel şeklini Amerika’da buldu.

Roman; Avrupa, Rusya, Latin Amerika ve biraz da Uzakdoğu merkezli olarak yaygınlaştı ve şu anki popülerliğine erişti. Hangi coğrafyanın hangi birikime ne oranda emeğinin geçtiği tartışılabilir. Ancak sanat (tıpkı bilim ve spor gibi) insanlığın ortak öyküsüdür. Spartaküs filmindeki köle isyancısı rolündeki Kirk Douglas benim de kahramanım. Benim hikayemin de bir parçası. Uygarlığın iki yüzü var:

Eline ekonomik ve askeri gücü geçiren ülkeler, uygarlığın sanat ve bilim gibi ortak değerlerini zenginleştirirken; madalyonun diğer yüzünde, insanlığın geri kalanına zulmedebilmişlerdir. Kendi öykümüzü işte bu gerçeklikte anlamlı kılabiliriz. Yerli sandığımız öykülerin birçoğu evrenseldir. Afrika’dan köle olarak getirilip Batı’da insafsızca çalıştırılan “kunta kinte”lerin öyküsü de bizim öykümüzdür.

Öte yandan bazen de yerel olandan, evrenseli aşan bir derinlik çıkabilir. Dünyaya ve de insanlık tarihine yukarıdan baktığımızda her şeyi daha net görebiliriz.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder