Özgür Gökmen ÇelenkÇocukta saldırgan davranışları önemseyin
HABERİ PAYLAŞ

Çocukta saldırgan davranışları önemseyin

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite ilk belirtilerini 2-3 yaşında verebiliyor. Çocuk, Ergen ve Erişkin Psikiyatristi Prof. Dr. Yankı Yazgan'a göre, bu yaşlarda başka çocuklara karşı saldırgan tutumlar ciddiye alınmalı.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda erken tanı konulmasının yararı var mı?

Elbette! Müdahale için bardağın dolmasını beklersek o zaman problem çapraşıklaşıyor, başka sorunlar ekleniyor. Mutsuzluk, huzursuzluk ortaya çıkıyor. Aile düzeni bozuluyor. Çocuğun sosyal gelişimiyle ilgili problemler başlıyor. Akademik olarak da bitmek bilmez bir başarısızlık baş gösteriyor.

İlk belirtiler kaç yaşlarında ortaya çıkıyor?

2-3 yaş civarında bardağın dolmaya başladığını görebilirsiniz. Ama dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) en çok okula başlangıç döneminde fark edilir. Çünkü okula başlangıç dönemi, sınırların ve beklentilerin çok net çizildiği bir zaman. Çocukların yüzde 85-90'ı o sınırlara uymayı ilk 3 ay içinde başarıyor. Kalan bölümün en az yarısını ise DEHB tanısı alabilecek çocuklar oluşturduğu söylenebilir.

Küçük yaşlarda hangi davranışlar alarm belirtisi olarak görülmeli?

İleride dikkat eksikliği ve hiperaktivite tanısı almaya doğru götüren en önemli davranış 2-3 yaşında başka çocuklara karşı saldırgan tutumlardır. 4-6 yaş arası bir çocuğun artık hayalle gerçeği ayırt ettiği, kendini kontrol etmeyi başardığı, riskli durumlara karşı temkinli olmaya başladığı bir zamandır. Çocuğunuz 4-6 yaş döneminde olmasına rağmen çok sık kaza geçiriyor, kendini kollamayı başaramıyor, aklı erdiği halde kendini kontrol etmekte zorlanıyorsa ve konuşması gereken düzeye ulaşmadıysa konuyla ilgilenmekte yarar var. Bu tip durumlarda sorun sadece dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olmayabilir. Özellikle disleksi başta olmak üzere öğrenme güçlükleri bu yaşta okula uyumu etkileyen önemli bir sorun.

Okul çağında özellikle hangi belirtiler ciddiye alınmalı?

İlkokul birinci sınıfta yerinde oturmakta zorluk mesela. Ama ilk bir ayda çocukların neredeyse yarısı yerinde oturmayabilir. Aralık ayına gelindiğinde çocuk sınıfta dolaşmaya devam ediyorsa ya da herkesin yaptığı kadarını yapmakta zorlanıyorsa DEHB ve öğrenme güçlükleri başta olmak üzere ruhsal bozukluklar açısından değerlendirilmeli. Okul döneminde daha çok sınıf kurallarına uyum ve başarısızlık, ergenlik dönemine doğru yaklaştıkça kaygılar, mutsuzluk, kendinden memnuniyetsizlik, öfkeli, gergin olma da DEHB belirtisi olabilir.

Öfkenin DEHB ile ilgisi nedir?

Başkalarının temposunu yakalayamama ve farklılığını hissetme anksiyeteyi (aşırı endişeyi) tetikliyor. Endişeleri tetiklenen bir çocuk, hele ergense, üzüntülü görünmek yerine öfkeli oluyor. Öfke, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun buz dağının deniz üzerinde görünen kısmı gibi. İş uzadıkça problem karmaşıklaşıyor. Örneğin bu çocuklar 16 yaşında internet bağımlılığı nedeniyle ya da 17 yaşında ‘uyuşturucu kullanıyor' diye çocuk-ergen psikiyatrına getiriliyor. Alt yapısına baktığınızda çocuğun 2-3 yaşından bu yana DEHB özelliklerini göstermekte olduğu ortaya çıkıyor. Aileler genellikle "Biz o zaman fark etmemiştik" diyor. Doğru, bu sorunlar belli bağlamlarda, örneğin çocuk anaokuluna gitmezse fark edilmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite çocuk ne zaman uyulması gereken sınırlarla karşılaşırsa o zaman ortaya çıkar. Türkiye'de okumuş yazmışlar arasında bile çocukların sınırlarının olmaması gerektiği konusunda yaygın bir kanı var. Özgürlüğü sınırsızlıkla karıştıran ebeveynler, özellikle orta ve üst sınıflarda daha çok. Oysa özgürlük, başkalarının sınırlarını aşma ve özgürlüklerini zedeleme pahasına olmamalı.

Sınır konusunu biraz daha açar mısınız?

Ölçülü olmak, bir şeyi ayarında, kararında yapmak... Örneğin yemeği kendinize ait bir tabakta yemek, tencereden kaşıklamaya göre bir sınır göstergesidir. Ne kadar yiyeceğiniz hakkında size bir fikir verir. Çocuk yan yana oturduğu sıra arkadaşını sıkıştırmadan oturması gerektiğini daha birinci sınıfta öğrenir. Ödev saatiniz var, o sırada televizyon seyretmemek bir sınır... Sınırların bir gün uygulanıp bir başka gün yetişkinin keyfine göre uygulanmaması, tutarsızlık, ebeveyn-çocuk ilişkisine ciddi zarar verir. İster DEHB olsun ister olmasın... DEHB'li çocuklar, çevresel koşullardan herkesten daha fazla etkilenir. Ama çevresel koşullar bu durumu sıfırdan var etmez, var olan durumun, yatkınlığın görünür hale gelmesine sebep olur. Sınırların net, açık seçik olması bir gerekliliktir. Anne babanın veya okuldaki yetişkinlerin tutarlı şekilde sınır koyamadığı koşullarda çocukların davranışlarında bozulma olur.

Başarı yolunda erken yorulanlar

'DEHB'liler her alanda başarısız mı oluyor?' sık sorulan sorulardan biri. Elbette böyle bir genelleme yapılamaz. Ama DEHB'lilerde başarının maliyeti daha yüksek. Bu çocuklar başkalarına göre daha fazla emek harcayarak bir şeyleri yapabiliyor. Bu sebeple bir bölümü hayatta erken yoruluyor. Örneğin iyi okullara, iyi üniversitelere girmelerine rağmen başarıyı sürdüremiyorlar. Genellikle, yorgunluk nedeniyle daha fazla emek harcamaya zahmet etmiyorlar, bir bakıma üşeniyorlar. Bu da hedeflerine ulaşamama sonucunu getiriyor. Daha küçük yaşlarda bir sayfa kitabı okumak için gereken dikkati vermek ona dünyanın en zor işi gibi gelebiliyor. DEHB'li birinin kendini tutması, kontrol etmesi için o kadar çok çaba göstermesi gerekiyor ki bu yoğun çaba çocuğu yoruyor. Yapması gerekenleri yapmaktan bezdiriyor. Ya da yapması gereken işlerin çoğunu tamamlamasına engel oluyor. Örneğin karşısındakini dinlerken, cümlesini bitmesini bekleyemiyor. Başarı konusuna dönersek... Başarı o kadar çok değişik etkenlere bağlı ki. Öğretmenleriniz, aldığınız eğitimin niteliği, kurum, anne-babanızın gelişiminizi destekleyici tutumu... Ailesinin öğretmeninin desteğini alabilen, biraz da şansı yaver gidenler başarılı oluyor.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder