Zehra ve bir demlik sıcak yeşil çay!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Günlerdir yazılıp çiziliyor…

Ne mi?

“Başrollerinde Zehra, Zehra’nın eski sevgilisi, Zehra’nın eski sevgilisinin yeni sevgilisi ve fırlatılan demlik oynuyor” desem?

Anladınız değil mi?

Neymiş efendim Zehra eski sevgilisini, yeni sevgilisiyle görünce kıskançlık krizine girmiş, masanın üstündeki çay demliğini eline geçirdiği gibi kızcağızın üzerine fırlatıvermiş.

Bu arada demliğin içinde yeşil çay varmış, atlamadan geçmeyeyim!

Olay 11 Mart’ta olmuş, dün bir baktım neredeyse bütün gazeteler Zehra’yı hapse sokmuş bile.

Yahu ne zamandan beri bu kadar hızlı karar verir oldu Türk mahkemeleri?

27 ay hapis istemiyle dava açılmış ama zannedersiniz ki biz bu haberi okurken Zehra çoktan demir parmaklıklar ardına geçmiş, Dilber Ay’ın Flash TV’deki hapishane programından acılı türkü isteğinde bulunuyor!

Velhasıl Türk yargı sisteminin hızı karşısında küçük dilimi yutmak üzereyken, olan biteni avukat arkadaşım Rezan Epözdemir’e sorayım dedim.

Rezan, Münevver Karabulut davasında, Karabulut Ailesi’nin genç ve başarılı avukatı.

Hukuk fakültesini birincilikle bitiren Rezan, şu sıralar harıl harıl doktora yeterlilik sınavına çalışıyor.

Ama kırmadı beni, Zehra olayıyla ilgili merak ettiklerimi cevapladı. Bakın neler söylüyor Avukat Rezan Epözdemir.

Olay daha 11 Mart’ta oldu ama üzerinden 15 gün geçmeden Zehra’nın ne kadar ceza alacağı konuşuluyor. Nasıl oluyor bu?

Öncelikle burada şikâyet konusu edilen olaya ilişkin her türlü delil, son derece rahat ulaşılabilir nitelikte. Somut olaya ilişkin başlıca deliller; şikayetçi Baba Orhan H.’nin ifadesi, mağdur A.H.'nin ifadesi, şüpheli Zehra Çilingiroğlu'nun ifadesi ve doktor raporu. Haber içeriğine göre "Basit Tıbbi Müdahale İle Giderilebilecek " bir yaralanma var.  Adliyenin içindeki Adli Tıp Şube Müdürlüğü’nden aynı gün, doktor raporu alınmış. En önemlisi de olayın nasıl vuku bulduğuna dair kamera kayıtları da mekandan celp edilmiş. Bu kamera kayıtları zaten her şeyi net ve kesin bir şekilde gösteriyor. Bütün bu delillerle, soruşturma konusu olay, net bir şekilde aydınlığa çıkabilecek nitelikte.

Deliller bu kadar ortada olmasaydı ne olurdu peki?

Normalde bu ifadelerin temini, raporun alınması, kamera kayıtlarının celp edilmesi polis marifetiyle yapılır. Polis bu delilleri toplar, dosyayı ikmalen savcılığa gönderir.  Akabinde,  savcılığın iddianamesini tanzim etmesi en azından 4-5 aylık bir sürede cereyan edebilecekken, savcılık olay basına da yansıdığından, kamuoyunun da ilgisine mazhar olduğundan, yerleşik yargı uygulamalarının da aksine elini çok daha hızlı tutmuş ve 10 günlük bir sürede iddianamesini tanzim etmiş. Türkiye’de bu türden kamuoyuna mal olmuş ve basına yansımış olaylarda alışılagelmişin dışında daha hızlı geliyor iddianameler.
 
Hız ne kelime, jet gibi maşallah…

Savcısı Mustafa Öztürk. İyi bir Cumhuriyet Savcısıdır. Münevver Karabulut cinayetinde de Cem Garipoğlu hakkındaki iddianameyi tanzim eden ve davayı açan çocuk suçları savcısı.
 
Bir de demlikten dökülen çayın, silah olarak sayılması durumu var. Gerçekten de silah muamelesi mi görecek çay?

Çay demliğinin içindeki sıcak suyun Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinin e/5. fıkrası uyarınca “yakıcı" etkisi olduğundan silah olarak nitelendirilmesi mümkün olabilir. Fakat bu değerlendirme çok ağır da olabilir. Bu tür olaylarda, genelde bu sıvıların Türk Ceza Kanunun 6. maddesine göre  “Yakıcı, aşındırıcı, yaralayıcı, boğucu ve zehirleyici kimyasal veya biyolojik madde olup olmadığının tespiti için dosyalar Adli Tıp Kurumuna yollanır ve oradan böyle bir rapor istenir. Bu raporun da gelmesi Adli Tıp Kurumu’nun iş yükü nedeniyle en azından 4-5 ay gibi bir süreye tekabül eder. Savcılık bunu istemeden ve bu tespiti yaptırmadan davayı açmış. Bence bu önemli bir eksiklik. 

Ne olur peki?

Mahkeme bu nedenle, iddianameyi Savcılığa iade edebileceği gibi mahkeme aşamasında kendisi de dosyayı Adli Tıp Kurumu’na gönderebilir. Bir başka husus daha var. İddianame içeriğiyle, yani haberde anlatılanlar ile istenen ceza miktarı olarak gösterilen hususlar orantısız. Türk Ceza Kanunu'nun 86/2. maddesine göre bir kimseyi basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaralama suçunun cezası 4 aydan-1 yıla kadar hapis cezasıdır. Bu suç silahla işlenirse, dava kamu davası olup ceza yarı oranda arttırılır. Yani 86/3'e göre 6 ay- 1,5 yıl.


Bu suçu bir çocuk işlerse peki?

O zaman da cezası, Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesinin 3. fıkrasına göre 1/3 oranında indirilir. Sonuçta istenen ceza;  4 ay - 1 yıldır.
 
Zehra ne kadar ceza alır peki sence?


Masumiyet karinesi gereğince, aksi sabit oluncaya kadar herkes masumdur. Zehra’nın suçlu olup olmadığını delillere temas edecek olan mahkeme karar verecek. Peşinen kamuoyu önünde suçlu olarak ilan edilmesi, ceza yargılamasının temel ve evrensel prensiplerine aykırı. Bu, ailesini de son derece üzer ve ailesinin de kişilik haklarını ihlal eder. Bu nedenle ben bu haberleri hukuken de fiilen de uygun bulmuyorum. Zehra’nın suçlu olup olmadığı ve varsa suçunun cezasını mahkeme değerlendirecektir. Basın istenen cezayı yanlış hesaplamış veya sansasyonel kaygılarla fazla yazmış. Zehra için söylemiyorum; fakat bu türden bir eylem gerçekleştirdiği yargı kararı ile sabit olan bir kimse ile ilgili  mahkeme cezayı alt sınırdan verir, alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirecek bir sebep yok. Yani 4 ay (120 gün), iyi halden 1/6 cezası iner ve 100 güne düşer. O da beher gün karşılığı 20 TL'den T.C.K madde 50 uyarınca  paraya çevrilir. Yani 2 Bin Türk Lirası. Bu ceza da kişinin  sabıkasız olması, geçmişi, öğrenci olması nedeniyle ertelenir ve hükmün açıklanması geri bırakılır. Kişi, beş yıl içinde yeni suç işlemezse bu cezayı çekmiş sayılır ve sabıkasında da gözükmez. 

Okudunuz işte. Avukat Rezan Epözdemir’in söyledikleri çok önemli. Demek ki neymiş; bir demlik sıcak yeşil çayda fırtınalar koparmanın alemi yokmuş.
 

Yazarlarımızdan

24 Şubat 2021, Çarşamba 09:49
24 Şubat 2021, Çarşamba 07:00
24 Şubat 2021, Çarşamba 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder