Bir seri katilin soyağacı ve profili

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

SARS-CoV-2, yani corona virüs hafife alınmaması gereken bir düşman olduğunu çok sayıda ülke defalarca kanıtladı. Sebep olduğu Covid-19 hastalığı ile estirdiği terör dalgasının hafifliyor gibi görünmesine kanıp hemen gevşememiz lazım. Savaşı kazanmak istiyorsak, düşmanı iyi tanımalıyız. Bu yazı hayatlarımıza önlenemez bir şekilde giren bir seri katili, SARS-CoV-2’yi sizlere daha iyi tanıtmaya odaklanacak.  

Yaşadıklarımız, insanlığın corona virüslerle ilk mücadelesi değil ve muhtemelen sonuncusu da olmayacak. SARS-CoV-2’nin akrabalarından olan OC43’ün, 1889-1890 arasında 1 milyona yakın can aldığını bir kenara not etmeliyiz. OC43 bugün hala aramızda ama muhtemelen geliştirdiğimiz kolektif bağışıklık nedeni ile süngüsü düştü. Bizi nezle yapıyor, o kadar. İnsanların ölmesine, hastanelerin dolup taşmasına, okulların ve lokantaların kapanmasına neden olmuyor. OC43 insanlara yarasalardan değil, ineklerden bulaşmıştı. O zamanlar corona virüsler bilinmediği için, neden olduğu salgın bir tür grip olarak görülmüştü.  

Corona virüsün geçmişi

Aslında, İngiltere ve ABD'den araştırmacılar 1960’lı yıllarda nezleye sebep olan iki farklı virüsü izole edene kadar, corona virüs ismi daha yaratılmamıştı. Ancak 1968 yılında, bu virüslerin elektron mikroskopisi altında güneşin plazmadan oluşan tacını hatırlatan çıkıntıları olduğu görüldüğünde, corona, yani taç virüsü adı ortaya atıldı. Bugün bu çıkıntıların virüslerin insan hücresinin içine girmesini sağlayan proteinler olduğunu biliyoruz

Uzunca bir müddet, corona virüslerin hayvanlarda öldürücü hastalıklara sebep olduğu, insanlarda ise nezle benzeri hafif hastalıklar yaptıklarına inanıldı. SARS 2003 senesinde bu düşüncenin ne kadar naif olduğunu kanıtladı ve ardından en az onun kadar öldürücü MERS geldi. Bugün corona virüs ailesinin 12 ferdi olduğunu biliyoruz. Bunlardan yedisi hastalık yapıyor. Kemirgen kaynaklı, insana inekten bulaşmış olan OC43, onun benzeri HKU1 ve yarasa kaynaklı 229E ile NL63 insanlarda nezle benzeri hafif hastalık tablolarına sebep oluyor. SARS-CoV, MERS-CoV ve SARS-CoV-2 ise yarasa kaynaklı ve insanlarda ağır hastalık yapan virüsler. SARS-CoV-2 güncel problemimiz ve diğerlerinden daha bulaşıcı. 

Kimilerine göre 10 bin, kimilerine göre 300 milyon yıldır dünyamızı arşınlayan corona virüslerin kendilerine has özellikleri var. Bir kere oldukça iriler. Genetik materyalleri, AIDS’e neden olan HIV’in ya da hepatit C virüsünün genetik materyalinin 3 katından, mevsimsel gribe sebep olan influenza virüslerininkinin ise iki katından daha büyük. 

Bir de, birçok virüste bulunmayan bir tamir mekanizmasına sahipler. Bu şeklide geçirdikleri mutasyonların önemli bir kısmını tamir edip, eskiye döndürebiliyorlar. Sonuçta, ribavirin gibi virüsleri mutasyonları tetikleyerek yok etmeyi hedefleyen ilaçları etkisiz hale getirebiliyorlar.  

Corona virüsler, örneğin influenza virüslerine göre 3 kat daha az mutasyona uğruyorlar. Mutasyon aslında virüslerin önemli bir silahı. İnfluenza virüsü bu şekilde, yani bir anlamda rastgele biçim değiştirerek aşılara karşı kendini koruyor. Corona virüslerin ise daha ince bir taktikleri var. Birbirleriyle genetik materyal alışverişi yapıyorlar. Yakın akrabalar söz konusu olduğunda bu alışveriş virüs için kritik bir avantaj yaratmazken, uzak akrabalar tesadüfen bir araya geldiğinde çok daha farklı yeni bir tipin ortaya çıkmasına zemin hazırlayabiliyor. SARS, MERS ve SARS-CoV-2 virüslerinin bu şekilde oluştuğu düşünülüyor. 

Corona virüs nasıl hasta ediyor? 

Karşı karşıya kaldığınızda, virüs yükü kritik öneme sahip. Az miktarda virüs, akciğerlerinize ulaşamadan bağışıklık sisteminiz tarafından ortadan kaldırılabiliyor. Hastalığı bu durumda hafif bir şekilde ya da hiç hissetmeden geçirebilirsiniz. Daha fazla sayıda virüse maruz kaldığınızda ise, akciğerlerinizin işgale uğrama ihtimali artıyor. Virüs bu durumda alveol dediğimiz ve kanı oksijen ile buluşturan ufak kesecikleri harap etmeye başlıyor. Vücudunuz önlem olarak kuvvetli bir immün cevap geliştiriyor ve virüs ile savaşmaya başlıyor. 

Bazı hastalarda bu cevap aşırı şiddetli oluyor ve işleri daha da içinden çıkılmaz bir hale geliyor. Çoklu organ yetmezliği gelişebiliyor ve hastayı kaybediyoruz. Burada önemli olan hasarın ne kadarının virüsün kendisinden, ne kadarının ise aşırı immün cevaptan kaynaklandığını bilmek. İnanın, birçok araştırmacı bu sorunun cevabını arıyor. İmmün sistemi tamamen devre dışı bırakmak, bir savaşın ortasında tüm orduyu terhis etmeye benzediğinden, bu tip bir tedaviye sıcak bakılmıyor.

Şu an için en ideal tedavi yaklaşımı, immün sistemi kısmen bloke edip akciğerlere verebileceği zararı minimize ederken, antiviral bir ilaçla doğrudan corona virüsü hedef almak. İmmün sistemi kısmen bloke etmek için elimizde tocilizumab gibi ilaçlar var. Ama antiviral konusunda yeterli mesafe alamadık. En popüler adaylar olan famipravir ve remdensivir çok da başarılı gözükmüyor. Bu alana daha fazla yatırım yapılması gerek.

130 yıl öncesinde 1 milyon kişinin canını almış bir seri katil olan OC43 bugün en fazla burnunuzun akmasına ya da tıkanmasına veya hapşırmanıza sebep oluyor. SARS-CoV-2’nin de kaderi muhtemelen böyle olacak. Ancak bir aşı ya da yukarıda anlattığım gibi etkili bir tedavi bulunana kadar bu seri katilin bizleri enfekte edip kendisini çoğaltmasına ve sonra daha fazla insanı enfekte etmesine izin vermememiz lazım. Aşı ya da etkili bir tedavi gelene dek sosyal mesafeye uymaya dikkat edelim. Tünelin sonunda aydınlık var.

Yazarlarımızdan

27 Mayıs 2020, Çarşamba 08:42
27 Mayıs 2020, Çarşamba 08:35
27 Mayıs 2020, Çarşamba 07:38
Sıradaki haber yükleniyor...
holder