Plazalarda corona’sız bir nefes sıhhat

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna’nın tarihi “Başçarşısı”, örneklerine Anadolu’da da rastlayabileceğimiz tipik bir Osmanlı çalışma ve ticaret alanı. Tek katlı ve kırmızı kiremitli dükkanları ile bir tür açıkhava alışveriş merkezi aslında. İşin ilginci bu özellikleri sayesinde Covid-19 günlerinde en emniyetli alışveriş yapılacak yer belki de Başçarşı. Dükkanı havalandır, içeriye aynı anda çok fazla kişinin girmesine izin verme, maskeye ve el temizliğine dikkat et. Corona virüs çok ama çok mutsuz olur.

Şu an için bilim insanları corona virüsün öksürürken, hapşırırken ya da konuşurken etrafa saçılan büyük damlacıklar ile bulaştığına inanıyor. Bu damlacıklar 1,5-2 metre içerisinde yere düşüyor, sosyal mesafenin mantığı da bu zaten. Ama bazen diğer virüslere göre biraz iri olan corona virüs küçük damlacıklar içerisine de sığabiliyor. O zaman kolay kolay yere düşmüyor, havada asılı kalıyor. Bu durum corona virüs için çok olağan değil ama mesela kızamık virüsü bu şekilde, yani hava yolu ile (airborne) bulaşıyor. Corona virüsün bulaşma yoluna ise "damlacık yolu ile bulaşma" deniyor. Yine de Washington’da yapılan bir koro seçmesinde, Hong Kong’da bir bina kompleksinde ve Wuhan’da bir restoranda Covid-19’un insanları hava yolu ile enfekte ettiği düşünülüyor.

Havalandırma sistemleri taze havayla çalıştırılmalı

Günümüzün çalışma ve ticaret mekânları olan plazalar ve AVM’ler Başçarşı’dan bayağı farklı. Tüm sene boyunca iklimlendirilmeleri gerekiyor. Yazın soğutma, kışın ısıtma klima sistemleri ile gerçekleştiriliyor. Peki bu sistemler Covid-19 için bir risk teşkil etmiyor mu? Yukarıda yazdıklarıma göre kesinlikle ediyorlar. Bu binaların çoğunda kapı, pencere açıp havalandırma yapmanın imkânı yok. Tek temiz hava kaynağı, merkezi havalandırma sistemleri.

Hem yabancı hem de Türk uzmanların kesin önerileri, havalandırma sistemlerinin yüzde 100 oranda dış ortamdan alınacak taze hava ile çalıştırılması. Hali hazırda bu sistemler belli oranlarda dış hava ve belli oranlarda da yeniden dolaşıma sokulan iç hava ile çalışıyorlar. Bunun sebebi ise enerji tasarrufu. Yani soğuttuğunuz ya da ısttığınız iç havayı tamamen kaybetmek istemiyorsunuz. Genelde iç hava yüzde 70 oranında tekrar kullanılıyor. Havada asılı kalan corona virüsler de bu durumdan elbette bayağı memnun oluyorlar. Havalandırma sistemlerinin yüzde 100 taze dış hava ile kullanılır hale getirilmesi ise ciddi tadilatlar ve yatırımlar gerektirebiliyor. 

HEPA filtreler oldukça etkili

Bu tür tadilatların tercih edilmediği binalarda ultraviyole dezenfeksiyon sistemleri kullanılıyor. Ultraviyole ışığın bakteri ve virüsleri belli oranlarda yok ettiği aslında uzun zamandır biliniyor. 20'nci yüzyılın başında, Nobel ödülü alan Niels Ryberg Finsen, ultraviyole ışığı hastalıkların tedavisinde kullanan ilk bilim insanı olmuştu. Amerikan Westinghouse firması 1930’larda hastanelerde kullanılan ilk ticari ultraviyole dezenfeksiyon sistemlerini üretti. Ultraviyole ışık, 1950’lerde özellikle tüberkülozun kontrol altına alınabilmesi için havalandırma sistemlerine uygulanmaya başlandı. Corona virüse karşı da etkili olabileceği düşünülebilir ama uzmanlar tek başına yeterli olmayacağına inanıyorlar.

Bu noktada devreye HEPA adı verilen yüksek etkinlikte partikül hava filtreleri giriyor. Bu filtreler 0,3 mikrondan küçük partiküllerin yüzde 99.97’sini yakalayabiliyorlar. Aslında corona virüsün boyutu 0,06 ile 0,14 mikron arasında değişiyor, yani 0,3 mikrondan daha küçük. Ama unutmayın, virüs havada tek başına asılı kalmıyor, çok daha büyük bir damlacık içinde ya da bir toz tanesine yapışmış şekilde bulunuyor. Bu yüzden HEPA filtreler oldukça etkili. Havalandırma sistemlerine takılan HEPA filtreler oldukça pahalı cihazlar ve genelde hastanelerin bazı özel bölümlerinde kullanılıyorlar. Oda tipi HEPA filtreli hava temizleyiciler ve dezenfekte edici ultraviyole lambalar da ara çözüm olarak kullanılabiliyor. Ama ne kadar etkin oldukları bilinmiyor.

Çevreyle barışık yeni bir yaşam tarzı şart

Gördüğünüz gibi, biz insanlar doğallıktan uzaklaşıyoruz ve başımıza gelmedik kalmıyor. Örneğin, Başçarşı’da çalışıyor olsak, kapı, pencere açmak gibi basit çözümler ile sorunun üstesinden gelebilirdik. Devasa plazalar ya da AVM’ler söz konusu olduğunda ise iş çok karışıyor. İnsanlık doğal hayata zarar vermeye devam ettiği müddetçe, yeni virüslerin, yeni salgınların ortaya çıkacağı kesin. Her seferinde bir aşının bulunmasını, sonra test edilmesini ve üretilmesini mi bekleyeceğiz? İnsanlığın çevre ile barışık yeni bir yaşam tarzına geçmesi gerekiyor, bu psikolojimize de şüphesiz çok iyi gelecek. 

Başçarşı’yı Kanuni Sultan Süleyman’ın Bosna Sancak Beyi Gazi Hüsrev Bey yaptırdı. Ben de yazımı Kanuni’nin meşhur sözünün değişik bir versiyonu ile bitireyim.

Olmaya devlet cihanda coronasız bir nefes sıhhat gibi. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder