Dünya Türk kahvesi günü kutlu olsun

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Peçevi’nin tarihine göre, ilk kahvehaneyi 1554 yılında Halepli bir ‘herif’ ile Şamlı bir ‘zarif’ Tahtakale’de açar. Kısa sürede şehrin bütün ‘zürafa’larının yani zarif insanlarının mekanı olur. Tarihte ilk kahvehane de 1511 yılında Mekke’de bir caminin yanında kurulmuştur. Peki kahve ne zamandan beri biliniyor?

Kahve çayın aksine daha genç bir keyif vericidir. Habeşistan’da (Etiyopya) bir yaban çalısıyken, kavrulup kaynatıldığında, müptela eden bir lezzet olduğu ancak 1000 yıllardan sonra anlaşılmıştır. Başlangıçta Habeş savaşçılar, kahve çekirdeklerini ezip, küçük toplar haline getirip, yağ ve protein kaynağı olarak kullanıyordu. Bu uyarıcı yiyecek onları diri tutuyordu.

Bir fincan kahvenin kırk yıllık hatırı vardır

Kahveyi kavurup kaynatarak içilecek hale getiren ilk kişi, Şeyh Ali bin Ömer Şâzilî’dir. Bir cezayla dağlara sürgüne gönderilen şeyhi ziyaret edenler, onu pek bir dinç ve sağlıklı görürler. Topladığı kahve çekirdeklerini yiyen ve onları kaynatarak içecek yapan şeyh, gelenlere de ikramda bulunur. Öyle ki uyuz salgını vardır ve kahveyi içenler uyuzdan kurtulurlar. Kahvenin mucidi Şeyh Şâzilî diye varsayılır. Bu yüzdendir ki bir çok kahvehaneye aşağıdaki beyit asılırdı. Her seherde besmeleyle açılır dükkânımız Hazret-i Şeyh Şâzilî’dir pirimiz, üstadımız Demek ki Şâzilî’nin hatırı kırk değil bin yıldır sürüyor.

Türk kahve kültürü

Kahveyi Türkler icat etmedi ama kahvenin etrafına bir kültür inşa ettiler. Başka hiçbir yerde kahve, Türklerin sosyal hayatında olduğu gibi bir yer edinmedi. Sadece gündelik hazzın bir nesnesi olmakla kalmadı, ritüelleri, pişirme ve sunum takımlarıyla kültürel bir malzemeye dönüştü.

*

Başlangıçta kömür kadar kavrulan bu kara nesne ulema tarafından sakıncalı ve günah ilan edilmiş hatta kahve dolu gemiler Tophane limanında yükleriyle beraber batırılıp gözdağı verilmişti. Bununla da kalmayıp, zaman zaman bütün kahvehaneler yıktırılmıştı. Ama hiçbir engelleme kahvenin halkın ve sarayın başköşesine kurulmasının önüne geçemedi. Hayatı öyle sarıp sarmaladı ki ilk öğünün adı kahve-altı (kahvaltı) oldu, bir renge de adını verdi: Kahverengi. “Senin en güzel yerin kahverengi gözlerin...” Konaklarda kahve ocağı adlı odalar inşa edilmeye başlandı, kahvecibaşı ağa ve yardımcıları bu odada kıymetli kahve takımlarını saklayıp dört gözlü ocaklarda kahveleri hazırladılar. Varlıklı insanların çeyizlerinde büyük bir masraf kalemi olarak da yeraldı. Kahve takımı, 10’arlık takımlar halinde 40 kadar eski maden fincan, 10’u altın, 10’u altın üzerine mineli, 10’u gümüş olmak üzere 30 kadar fincan zarfı, beş gümüş sitil ve ibrik, beşi gümüş, beşi kadife kaplı ve üzeri gümüş kabartma çiçeklerle süslü 10 kahve tepsisi. Altı yuvarlak büyük kahve örtüsü, değişik renklerde atlas, kadife, canfes üzerine sırma, tel, pul işlemele, kenarları uzun sırma saçaklı...

Kahvesi içildi mi?

Kız görmek için hamama giden görücüler, bir kızı beğendiklerinde bilenlere sorarlar “A hanım, bu kızın kahvesi içildi mi?” Yani kıza daha önce talip çıkıp söz kesildi mi? Eğer kız hamamda görülmemişse, evinde ziyarete gidildiğinde, görücülerin kahvelerini yavaş içmeleri de adettendir. Güzelce saçları taranıp giydirilen kız, bir sandalyede oturur, görücüler onu sindire sindire gözlerler, kahvelerini bitirmekte ağır davranırlardı.

Tuzlu kahvenin mazisi

Şimdilerde bir şaka konusu olan ‘tuzlu kahve’ eskilerde bugünkü gibi bir anlama sahip değildi. Gelinlik kız, damadı ancak ilk kez istemeye gelindiğinde görebilirdi. Bir kapı aralığından damat adayını gösterirler eğer kız beğenmezse damatın kahvesini tuzlu yapardı. Damat da tuzlu kahveyi yudumladığında ebeveynlerine bakar “Biz fazla meşgul etmeyelim” derdi ve kalkarlardı. O vakit Arif Nihat Asya ile veda edelim: Bir izbe ki kalmıştır umut telvelere Kül bağlar ocak, kahve biter, fal bitmez...

Yazarlarımızdan

23 Haziran 2021, Çarşamba 14:42
23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder