Eylülün dokuzuna denk geldi Muharrem'in onun günü... Yarın aşure günü

08 Eylül 2019, Pazar 08:00
AA

Eski İstanbul’da her hanede az da olsa aşure pişirmek adettendi. Uğur ve bereket getirdiğine inanılırdı. Nuh Peygamber’in sünneti olarak değerlendirilirdi. Müslümanlar, Muharrem Ayı’nın 10. günü aşure pişirirlerdi.

Aynı gün, Adem Peygamber’in tövbesinin kabul edildiği, Nuh’un tufandan kurtulup karaya çıktığı, İbrahim Peygamber’in ateşte yanmadığı, Musa Peygamber’in Firavun’un zulmünden kurtulup, Firavun’un boğularak öldüğü, Yakup Peygamber’in oğlu Yusuf’a kavuştuğu, Eyüp Peygamber’in hastalıklarının geçip iyileştiği gibi rivayetler vardır. Ayrıca bugün Kerbela olayı gerçekleşmiş ve Hazreti Peygamber’in torunları katledilmiştir.

Eski İstanbul’da Kibar konaklarında aşure piştiğinde hane halkı kazanın etrafında toplanır, Yasin ve Mülk Suresi okunur, sevabı ailenin ölmüşlerinin ruhuna hediye edilirdi. Kazanın kapağı kaldırıldığında hane halkı buhar suyunu gözlerine sürerdi.

Bunun uğuruna inanırlardı. İlk tabak aşure dağıtılmaz evde bulundurulur, bunun da uğuruna inanılırdı. İlk kaşığa bakla tanesi denk gelirse, bu baklayı siler, para kesesine koyarlardı.

Bu baklanın bereketinin hükmü, sonraki yıl Muharrem’inin 10. gününe kadar sürerdi. (‘Abdülaziz Bey Osmanlı Âdet, Merasim ve Tabirleri’ kitabından alınmıştır.)

BİRAZ DA GOY GOY

“Eski İstanbul hayatında, Şehzadebaşı’nda Tabhâne (Tavhâne) denilen vakıf binada oturan ve çoğunluğu Anadolu’dan gelmiş kör, topal ve sakatlardan meydana gelen topluluk, Muharrem Ayı’nın girmesiyle birlikte önlerine gözleri gören bir rehber alarak şehir sokaklarına dağılırlardı.

Birbirlerinin birer adım arkasında ve öndekinin sol omuzuna veya değneğine tutunarak altışar kişilik gruplar halinde dolaşan goygoycular, mahalle halkı tarafından yiyecek ihtiyaçlarını karşılamak ve helva, aşure vb. yapmak üzere verilen erzakı, omuzlarında taşıdıkları ortasından bölünmüş iki tarafı ve iki ağızlı torbalara koyarlardı...

Goygoycular sokak sokak dolaşırken Hz. Peygamber’in torunları Hasan ve Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmeleri hadisesini konu alan mersiye, kaside ve ilâhiler okurlar ve okudukları eserlerin her mısrasının veya her kıtasının sonunda topluca “Hey kaygulu cânım” sözünü nakarat halinde tekrar ederlerdi. Zamanla “Yâ hoy goy goy cânım” şeklini alan ve hususi bir âhenkle terennüm edilen bu ifade sebebiyle halkın bu kişilere ‘goygoycu’ adını verdiği söylenmektedir. (İslam Ansiklopedisi’nden alınmıştır.)

Aşureyi pişirelim “Hû” diyelim

Bir gün önce buğday, nohut, fasulye ve baklayı ıslat ve yıka. İnsanlığın ve Kerbela’nın kanlı tarihini yıkayamazsın ama konu komşuya aşure dağıtman iyi bir başlangıçtır. Yıkadığın malzemeleri ayrı kaplarda bir taşım kaynat. Sabaha kadar suyun içinde kalsınlar.

Sabah buğdayı kendi suyunda, diğerlerinin suyunu değiştirerek ateşe koy. Yumuşayıncaya kadar kaynat. Kabuklarını soy. Üzümü ve üçe bölünmüş hurmaları da ayrı kaplarda haşla. Buğday yumuşayınca pirinci, üzümü ve hurmayı ilave et. Bir taşım kaynayınca bakla, nohut ve fasulyeyi ilave et.

Sertleşmemesi için şekeri kaynamadan önce birer bardak, kaynayınca tekrar birer bardak olmak üzere dört defada koy. Dibinin tutmaması için sürekli karıştırarak pişir. Helmeleşince suda erittiğin nişastayı ilave et.

Bir taşım kaynayınca gül suyunu da ilave et. Ateşten alıp kaselere dök. Üstüne dövülmüş ceviz ya da fındık, mevsimi ise nar taneleri serp. O zaman goygoycular gibi bir gülbank çekelim. Allah Kabul etsin.

“Allah Allah, bir Allah, kadîm Allah, şühedâ-i Kerbelâ, İmam Hasan ve Hüseyin aşkına, cemî-i enbiyâ ve evliyâ keremine, cümle mertler (cömertler) demine, gelip geçmiş müminlerin ervâhına hû diyelim hû.”

MALZEMELER:

3 su bardağı aşurelik buğday

1/2 su bardağı nohut

1/2 su bardağı fasulye

1/2 su bardağı bakla

1/2 su bardağı kuru üzüm

1/2 su bardağı hurma

1/2 su bardağı pirinç

4 su bardağı toz şeker

2 çorba kaşığı nişasta

16 su bardağı su

2 çorba kaşığı gül suyu

2 su bardağı ceviz (Nevin Halıcı, ‘Türk Mutfağı’ kitabından alınmıştır.)


Sıradaki haber yükleniyor...