Rıza Sönmez ile Teselli veren TariflerRuhu olan bir mekan: Ece Aksoy 9
HABERİ PAYLAŞ

Ruhu olan bir mekan: Ece Aksoy 9

Buraya bir ruhun parçası olmak için gidebilirsiniz. Bir de yemek yerseniz sizi artık Allah kurtarsın. “Pazarsız yaşayamam”, “Ben alkışı seviyorum. Bu işi de alkışı sevdiğim için yapıyorum” diyen Ece Aksoy’a buyrun.

Ruhu olan bir mekan: Ece Aksoy 9

En son hangi pazara gittiniz?

Perşembe günü Çatalca Pazarı’na gittim. Oradan manda sütü için Nakkaş’a geçtim. Çatalca’daki bütün marketlerde satılıyor Nakkaş’ın sütleri ama yok hayır. Ben nerdeyse gidip kendim sağacağım yani… Pazarı seviyorum. Köylüler geliyor. Bahçesine ekmiş üç beş kilo araka. Gerçek organik, sertifikasız, keçi gübresiyle yetişmiş. Böyle sebzeler almaya çalışıyorum. Benim için eğlence, hobi. Pazarsız yapamam.

Pazardaki o kadınları seviyorum ve ters pazarlık yapıyorum. Pazarda bir demet maydanoz 1 lira. Burada maydanoz 2 lira. Buradakiler maydanoz da değil üstelik kereviz yaprağı gibiler. Pazardaki ipek gibi yapraklı maydanoza 1 lira verilir mi? “Bunu 1 liraya değil 2 liraya satacaksın” diyorum. Önce şaşırıyorlardı. Şimdi alıştılar. Ben normal değilim çatlağın tekiyim aslında, bu konuda.

TURGUT UYAR, CEMAL SÜREYA, EDİP CANSEVER BENİM MEKANIMDAN ÇIKMAZDI

Eski müdavimlerden kimler geliyor?

Eski müşterilerimin yüzde 95’i öldü. 80 yaşındayım ben. Şaşırdınız değil mi? Niye göstereyim enayi miyim? Onların çocukları, torunları geliyor. Eski fotoğraf hiç yok. Yaşar Kemal’inden tut; bütün edebiyatçılar benim zaten arkadaşımdı. Turgut Uyar, Cemal Süreyya, Edip Cansever benim mekanımdan çıkmazlardı. Komet hâlâ geliyor. Rahmetli Ömer Uluç, Sezen (Aksu) dükkandan çıkmazlardı. Bir tek fotoğraf yok. Gazetecileri fotoğraf makinesiyle dükkana almazdım.

Mekanı Beyoğlu’na taşımaktan memnun musunuz?

Evet. Ben seviyorum Beyoğlu’nu. Pera ya! Var mı üstüne? Pera! Kaldır kafanı bak gökyüzüne. Dolaşan zerrecikler hep buranın ruhu.

İŞLERDEN MEMNUN DEĞİLİM AMA BU YAŞTAN SONRA KAPORTACILIK YAPACAK HALİM YOK

İşlerden memnun musunuz?

Memnun olmam mümkün değil. Bir kere kredilerle ayakta duruyoruz. O bankadan kredi, vergi borçları bir yanda, bilmem ne… Kendini döndürmeyen bir dükkan… O bakımdan hiç memnun değilim ama ne iş yapacağım yani? Bu yaştan sonra kaportacılık yapacak halim yok. Çalışmak zorundayım da. Götürmeye çalışıyoruz işte. Benim yapacak çok şeyim var aslında. Para getirmeyenler şeyler. Ben yazarım bir kere. (Şefe sesleniyor) “Var mı kitabım sizde? Versene kitap iki tane!” (‘Yemekte Rüzgar Var’, Doğan Kitap)

Geldik yemek faslına

Yazı biraz uzun olunca karnıyarık, közde patlıcan salatasının ayrıntılarını paylaşmaktan vazgeçtim çok lezzetli olduklarını söylemekle yetineyim.

Domatese kar yağdı: İki sebze ve beyaz peynirli salata, ne kadar lezzetli olabilir ki? Ece Hanım anlatırken ağzı sulanıyor. “Ekmeği şamandıra yapın. Kadir İnanır çok sever bunu. ‘Ece gittiğim her yerde kavga ediyorum. Bu salatayı yapamıyorlar. Tarif ediyorum, olmuyor.’ Güzel olmaz tabii. Her yemeğin bir püf noktası var.” Gerçekten salata şahane. Domates, soğan, peynir, zeytinyağı, tuz ve bir de püf noktası.

Kısırdan bizim sushi: Önce çok lezzetli kıvamında bir kısır yapmışlar. Sonra nane yapraklarına sarıp kirazla kapaklamışlar. Şahane bir atıştırmalık, meze olmuş.

Erikli kirazlı yaprak sarma: Minnacık, serçe parmağının iki boğumu kadar ama ondan ince yaprak sarmalar erikli, kirazlı bir baharla sarmalamış. Görüntünün vadettiği lezzet cennetini damak da çevirebiliyorsunuz.

Tekmilli fava: Favanın dereotulusunu biliriz. Çiğ ya da karamelize soğanlısını da yedik ama çıtır soğan halkalısını yemek ilk kez nasip oldu. Ece’nin püf noktalı icatlarından işte.

Ece’nin manda yoğurdu: Bu yoğurt, Ece’nin şefkatinin sıcaklığıyla mayalanmıştır. İki eliyle sarmalıyor çanağı. Yavrusuna bakar gibi bakıyor ve konuşuyor yoğurtla. “Bu aslanlar gibi ev yoğurdu. Aferin sana Ece” diyor. Bir kaşık kaymağıyla yoğurt veriyor. Burnumuz sızlıyor.

Yaprak yaprak bir ekmek: Adeta bir kitap basar gibi, sayfa sayfa yufkayı ciltleyip pişirmişler. Bu ekmeği galeride kaide üzerinde görseniz, bir sanat eseri olduğundan kuşkuya düşmezsiniz. Lezzeti de ağıza katman katman geliyor. Bu yediğimiz soğanlı ve sarımsaklı. Zahterli ve zeytinlisini de yapıyorlarmış.

İpek kokoreç: Kokoreç, saatlerini fırında geçirdikten sonra tavayı ziyaret edip masaya teşrif ediyor. Müthiş!

Yaprak ciğer: Her bir sayfasına tazelik ve lezzet yazılmış ciğerleri incecik kesmişler. Undan bir tülle duvaklayıp göz açıp kapayıncaya kadar pişirmişler. İçi ateş kırmızısı, dışı mühürlü bir lezzet vesikası olmuş.

Onno patatesi üstü sokak köftesi: Rahmetli Onno Tunç bir ara et yemeyi bırakmış. “Ece, pirzola gibi patates yapalım mı?” demiş. İncecik doğradıkları patatesleri kızartıp üstüne kekik serpmişler. O zamanlardan beri patatesin adı ‘Onno patatesi’. O vakit tam burada bir Onno Tunç şarkısı mırıldanalım. “Beni unutma unutma beni unutma/bilirsin unutulmak dokunur her insana/sen de kendi payından bir hatıra seç…”

Fotoğraf: Gültekin BAYIR

Sıradaki haber yükleniyor...
holder