Rükzan SağırBu zevk bana mı ait yoksa algoritmaya mı?

HABERİ PAYLAŞ

Bu zevk bana mı ait yoksa algoritmaya mı?

Susan Sontag, “İnsanlarda zevk vardır. Duygularda zevk vardır. Eylemlerde zevk vardır. Ahlakta zevk vardır. Hatta zeka bile bir tür zevktir. Fikirler konusunda bir zevk. Zevk, otomatik olmayan her insani tepkinin temelidir” diyor. Kim olduğumuzu anlamanın yollarından biridir çünkü zevkler. Yani kişisel zevk, insanın kendine daha çok benzemesini sağlar. Zevk sahibi olmak yeniden kazanılması gereken bir beceri. Çünkü artık insanları daha çok tüketim tercihleri belirliyor. Bu da onları kendileri olmaktan uzaklaştırıyor. Direksiyonda algoritmalar var. “Hepimiz aynı müziklere, aynı kıyafetlere, aynı dizilere ‘maruz’ kalıyoruz. Bir şeyi gerçekten sevdiğimiz için mi seviyoruz yoksa önümüze çok kez düştüğü için mi?” sorusu tartışmalı. Bu konuya biraz mesafeli bakmaya çalışıyorum. Çünkü insanlar her zaman birbirine benziyordu. İnternet yokken de benzer müzikler dinliyor, benzer modaları takip ediyor, benzer hayaller kuruyorduk. Örneğin çocukluk arkadaşımla birbirimize çocukluğumuza dair nostaljik paylaşımları göndeririz. Fark ediyorum ki dünyanın farklı ülkelerinde ilk çocukluk çağını internetsiz yaşamış çocuklar olarak da birbirimizden habersiz aynı oyunları oynamış, yürürken eldeki poşeti dizlerle tekmelemek, perdeye dolanmak, çanta kayışlarını rulo yapmak, pet şişedeki içeceği kapağına döküp içmek, şeffaf kolileri parmakla delmek, kola kutusunu ezip kaykay yapmak gibi aynı saçmalıkları yapmışız

Haberin Devamı

Bu zevk bana mı ait yoksa algoritmaya mı

NEYİ KAYBETTİĞİNİ HATIRLA

Bence hiçbir zaman sandığımız kadar özgün değildik. Sorun insanların birbirine benzemesi değil. İnsan sosyal bir canlı. Aidiyet hissi istiyor. Bir gruba (kabileye) ait olmak istiyor. Her dönemin kendi üniforması, kendi dili, kendi estetiği oluyor. Bence asıl değişen şey başka. Eskiden zevke giden yol daha uzundu. Bir kitabı bir arkadaş önerirdi. Bir albümü aylarca arardın. Bir derginin yeni sayısını beklerdin. Bir sahafın köşesinde ya da bir plakçının rafında tesadüfen bir şey keşfederdin. Bugün ise keşfetmekle karşılaşmak arasındaki fark silinmeye başladı. Algoritma sen daha aramadan buluyor. Yani kaybettiğimiz şey zevkin kendisi değil, ona ulaşırken yaşadığımız sürtünme. Neyi sevip sevmememiz gerektiği sürekli bize söyleniyor. Kendi zevkimizi geliştirecek zaman ve alanımız kalmadı. Oysa insanın kimliği çoğu zaman vardığı yerden değil, oraya nasıl gittiğinden oluşuyor. Karakterin kestirme yolu yok. Zevkin de yok. Zevkler kesinlikle yaş aldıkça oturuyor. Bugün beni en çok korkutan şey de yaş almaya karşı geliştirilen önyargılar. Çünkü yaş almak sadece gençliği azaltan bir şey gibi sunuluyor. Gerçekte ise, insana neyin ona ait olup olmadığını ayırt etme becerisi verir. Hayattaki en büyük lüks, kazanılan bilgeliktir. Bir şeyi neden sevip sevmediğini bilme özgürlüğü sağlar. Hiçbir algoritma bunu bizim yerimize yapamaz.

Haberin Devamı

Bu zevk bana mı ait yoksa algoritmaya mı

KRAL CHARLES’IN DOĞUM GÜNÜ RESEPSİYONU

Diplomatik resepsiyonlar çoğu zaman ülkelerin kendileri hakkında anlatmak istedikleri hikayelerin kısa bir özeti oluyor. İstanbul’da İngiltere Konsolosluğu’nda düzenlenen King’s Birthday Celebration’da (Kral’ın Doğum Günü Kutlaması) İngiltere kendini gelenek, monarşi ya da geçmiş başarıları üzerinden anlatmak yerine inovasyon, eğitim, sürdürülebilirlik ve yeşil enerji üzerinden anlattı. Kral Charles’ın kişisel olarak yıllardır savunduğu sürdürülebilirlik ve çevre gündemiyle, Türkiye’nin son yıllarda yeşil dönüşüm, enerji ve sürdürülebilirlik alanındaki hedefleri anlamlı noktada kesişiyor. İş dünyası, akademi, kültür sanat ve diplomasi çevrelerinden isimleri bir araya getiren resepsiyonda öne çıkan tema, iki ülke arasındaki ilişkinin yalnızca ticaret ve diplomasiyle sınırlı olmadığıydı. Bilgi, teknoloji ve insan kaynağı üzerinden de şekillendiğiydi. O nedenle Kral’ın doğum günü kutlaması, iki ülkenin geleceğe dair ortak önceliklerinin altını çizen bir buluşma hissi yarattı.

Haberin Devamı

Bu zevk bana mı ait yoksa algoritmaya mı

KIRIK CAMLARIN ARDIN DA 33 KADIN ’

Dolmabahçe Saray Koleksiyonları Müzesi’nde açılan ‘Kırık Camların Ardında 33 Kadın’ sergisi, ilk bakışta cam mozaik sanatına dair bir sergi gibi görünüyor. Oysa biraz yakından bakınca aslında 33 farklı hayat hikayesinin ortak bir üretim deneyimine dönüştüğünü görüyorsunuz. Cam mozaik sanatçısı Meyçem Ezengin’in öncülüğünde hayata geçirilen sergide, 72 eser yer alıyor. Sergiyi gezerken Kalyon Vakfı Başkanı Reyhan Kalyoncu’nun ‘Diyalog Çemberi’ adlı çalışmasıyla karşılaştım. Üç tabak üzerine kurduğu renkli kompozisyonu anlatırken, hayatında farklı insanları aynı masa etrafında buluşturmanın öneminden söz etti. Neden camla çalışmayı tercih ettiğini sorduğumda ise cevabı şeffaflık oldu. “Camın arkasını görebilirsiniz. Saklamaz.” Evet, cam mozaik deyince ilk anda akla kırılmak geliyor. Oysa cam sadece kırılganlığı temsil etmez. Işığı geçirme biçimini de anlatır bize. Hayatta da mesele başımıza gelenlerden sağ çıkmak değil. Zamanla daha şeffaf, daha geçirgen, daha kapsayıcı hale gelebilmek. Onun için bu sergi bana kusursuz bir yüzeydeki görüntünün değil de ışığın içinden geçebildiği yerlerin değerini hatırlattı.

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder