Rükzan Sağır 'Çılgın gibi' değil 'İhtiyacın kadar' çalışma dönemi
HABERİ PAYLAŞ

'Çılgın gibi' değil 'İhtiyacın kadar' çalışma dönemi

Dünya gündeminin nabzını belirlemede rol oynayan Reddit platformunda 2021’de en çok tartışılan 10 konu arasında ne vardı, biliyor musunuz? ‘Çalışma karşıtlığı’. Pandemiyle birlikte başlayan istifa akımı devam ediyor. Özellikle gençler birer birer iş bırakıyor. Örneğin ABD’de buna ‘Büyük İstifa’ deniyor artık. Ülkede sadece nisan-eylül arasında 24 milyon kişi istifa etti. Japonya, Almanya gibi gelişmiş ülkelerde de benzer bir furya var. Bugünün gençleri, modern tarihte ebeveynlerinin gerisinde kalan ilk nesil... Bu durumdan da kendilerini sorumlu tutmuyorlar. Peki neden artık eskisi gibi hırsla çalışmıyor ve çalışmayı reddediyorlar? Yanıtı, Forbes ve Bloomberg’de denk geldiğim makalelerde buldum. Çalışanlar; düşük ücret, uzun mesai ve gelecek belirsizliğine tepkili.

30-45 YAŞ ARASINDA YÜKSEK

Üzerine mikro yöneticilerin hakaretlerine katlanma, müşterilere karşı savunmasız bırakılma, maske ve mesafe kuralına uymayanlarla tartışma gibi kötü muamelelere maruz kalıyorlar. İstifa edilen iş kollarının yüzde 40’ının restoran, otel, seyahat, bar, depo, üretim ve sağlık sektörlerinden olması bunu doğruluyor. İş bırakarak tepki geliştirdiklerini söylüyorlar.

Hatta ‘Herkes İçin İşsizlik, Sadece Zenginler İçin Değil’ sloganını kullanıyorlar. Bu bir gençlik hareketi gibi görünse de 30-45 yaş arasında iş bırakma oranı daha yüksek. İstifa eden milenyum kuşağının (1980-1990’ların ortasında doğanlar) yüzde 65’i, Z kuşağının da (1997-2012 doğumlular) yüzde 81’i gerekçe olarak zihinsel sağlık sorunlarını gösterdi! Microsoft’un yaptırdığı bir ankete göre şu an, uzaktan çalışan her 10 kişiden 4’ü ofise çağırılırsa işi bırakmaya hazır.

KORONA TETİKLEYİCİ OLDU

Qualtrics yazılım şirketindeki ‘çalışan deneyimi danışmanı’ Benjamin Granger “Hayata farklı gözle bakıyorlar. Sadece işin değerinin altında bir kazanç için çalışmak istemiyorlar. Hayatın tadını çıkarmayı daha önemli buluyorlar. Çılgınlar gibi çalışmaya değer bir şey görmüyorlar” diyerek açıklıyor. İşten ayrılanlar ya daha iyi ücrette farklı bir alana geçiyor ya da sadece ihtiyaçlarını gidermek için daha az saat çalışacağı bir işe.

Bazı ‘çalışkan arılar’ da pandemide fırsatlarını artırmanın yollarını keşfettiğinden iş bırakıyor. Uzaktan çalışma imkanı sayesinde daha kolay yer değiştirebiliyor, kendi işlerini kurabiliyorlar. Çok açık ki koronanın yol açtığı insani ve ekonomik ‘katliam’, çalışanların önceliklerini gözden geçirmesine yol açtı. Aile evine dönen bekarlardaki artış, doğum oranlarındaki ve evliliklerdeki rekor düşüş ve buna paralel istifa tsunamisi, dünyadaki iş düzeninin pandemi sonrası şekillenmeye ihtiyacı olduğunu gösteriyor.

‘PARİS’TEKİ EMILY’NİN* ŞAHSİYET SORUNU

(*Diziye dair ipucu içerir)

Lily Collins’in oynadığı ‘Emily in Paris’ dizisinde, bir tanıdığımız yapsa selamı sabahı keseceğimiz her şeyi başrol yapıyor. Amerikalı Emily, dilini bilmediği Paris’e gidiyor. Fransızlar için bir kültür olan şıklığı reddediyor, onların katlanamayacağı rüküşlükte giyiniyor, çevresindeki herkese kolaylıkla saygısızlık edebiliyor, gittiği ülkenin dilini öğrenmeye tenezzül etmiyor, dahası en yakın arkadaşının reşit olmayan kardeşi ve en yakın arkadaşının sevgilisi ile yatıyor…

Başrollerin şahsiyetsiz ve suçlu potansiyelindeki kişilere evrilmeleri, masal perisi gibi yapmacık olmalarından iyi tabii… İşte dizinin en büyük açmazı da bu. Emily prenses gibi resmediliyor. İnsanların ona üzülmesi bekleniyor… Bu da başrolü antipatik hale getiriyor, olduğu gibi kabullenilmesi zorlaşıyor.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder