
Dünya Kupası’nda bütün ülkelerin eşit şartlarda yarıştığına dair bir izlenim var. Aynı saha, aynı top, aynı süre, aynı kurallar. Yani kağıt üzerinde her şey eşit. Ama o futbolcuları o sahaya getiren yol, hiçbir zaman eşit değil. Örneğin Norveç, Amerikan beslenme düzenine girmemek için kendi şefini ve tonlarca yemeğini yanında getirebiliyor. Ama Yeşil Burun Adaları’nın kalecisi Vozinha’yı parasızlık yüzünden annesi bile gidip izleyemedi.

Vozinha’nın annesi Ana Candida Evora oğlunu izleyememişti.
Kampanya yapıldı da annesi öyle gitti ABD’ye. Üstelik kendisi gündüzleri elektrikçi olarak çalışıyor. Mesela Paraguay’ın kalecisi Orlando Gill de çocuğunun sağlık giderleri için formasını satacak kadar zor durumlar yaşamış biri. Bir tarafta turnuvaya kendi aşçısını, beslenme programını, etini, meyvesini, sebzesini görürebilen takımlar var.

Norveç takımı yanında 300 kilo balık getirdi.
Antrenman haricinde teknolojinin tüm imkanları seferber ediliyor. Uykuları, kan değerleri, kas yükleri, psikolojileri, sakatlık önleme programlarıyla biyolojik açıdan üstün hale getiriliyorlar. Bir tarafta da ekibini eksiksiz götürmekte zorlanan ülkeler var. İran da bu örneklerden biri. Bizler medyada yoksul ülkelerdeki futbolcuları azim hikayesi olarak işliyoruz ama işin gerçeği, bunlar küresel spor düzeninin bir sonucu.

96 YILDIR 8 ÜLKE
Yani Dünya Kupası’nı “Kim daha iyi oynadı?” diye takip etmek çok eksik bir izlenim kalır. “Kim hangi imkanlarla iyi oynayabildi?” diye bakmak gerek. Bu soru beni ekonomist Johan Fourie’nin müthiş analizine götürdü. 1930’dan bu yana kupayı yalnızca sekiz ülke kazandı. Bunlar, Brezilya, Almanya, İtalya, Arjantin, Uruguay, Fransa, İngiltere ve İspanya. Futbol ‘halk sporu’ olarak anlatılsa da en büyük ödülü yaklaşık 100 yıldır aynı ülkeler alıyor. Dünya Kupası paylaşımındaki eşitsizlik, ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğinden bile daha yüksek. Futbol aslında halkın değil elitlerin sporu desek, mübalağa olmaz. Ama mesele zenginlik değil. Çünkü ‘en zengin ülke kazanır” diye bir sonuç yok. Brezilya, kişi başı geliri rakiplerinden düşük olsa da kupayı beş kez kaldırdı örneğin. Peki para tek başına kupayı almaya yetmiyorsa kazanmanın belli bir parametresi var mı? Var. Asıl belirleyici olan şey ekosistem. Bir futbolcunun çocuk yaşta girdiği altyapı, çalıştığı antrenör, beslendiği sistem, oynadığı lig, sakatlığında eriştiği bakım imkanı ve kariyerini taşıyabildiği uluslararası ağ, bu ekosistemi oluşturuyor.

5 BÜYÜKLERİN FARKI
Fourie, bunu 2022 Dünya Kupası örneğiyle şöyle anlatıyor: Kadrosunda Avrupa’nın 5 büyük liginde forma giyen futbolcu sayısı arttıkça takımların kupada yükselme şansı da artıyor. Araştırmaya göre Avrupa’nın 5 büyük liglerinde forma giyen her üç-dört oyunculu takım, turnuva boyunca fazladan bir gollük üstünlüğü garanti ediyor. Yani o takımın aynı rakibi 2-1 yerine 3-1 yenme ihtimali artıyor. Öte yandan Fransa, İngiltere, Hollanda, Belçika gibi Avrupa takımlarının en önemli yıldızlarının çoğu Afrika, Karayipler gibi daha yoksul ülkelerden göçen ailelerden geliyor. Yani yetenek, Avrupa ya da Brezilya’nın tekelinde değil. Aynı çocuğu Avrupa’da yetiştirdiğinizde dünya yıldızı olabiliyor. Buna rağmen... Dünya Kupası maçlarında ortalama galibiyet farkı 1950’lerden bu yana 2.3 golden 1.4 gole gerilemiş.

Donald Trump, ABD’li forvet Balogun’a gösterilen kırmızı kartın tartışmalı olduğunu savunarak, kararın yeniden değerlendirilmesi için FIFA Başkanı Gianni Infantino ile görüştüğünü açıkladı.
Yani küçük ülkeler, devlere daha fazla direnebilir hale gelmiş, maçlar daha başa baş geçiyor. Skor farkının kapanması, fırsat farkını kapatmaya yetmiyor tabii. Onun için ‘futbol sadece futbol değildir’ klişesi gerçek. Dünya Kupası bir futbol turnuvası olmanın çok ötesinde ve üstünde. Çünkü ülkeler artık Dünya Kupası’nda yetenek değil o yeteneğin çevresine kurdukları sistemi yarıştırıyor.

WHATSAPP NEDEN KULLANICI ADI SEÇENEĞİNE GEÇTİ ?
WhatsApp’ta yakında kullanıcılar telefon numaralarını paylaşmadan, tıpkı Signal ve Snapchat’te ve çok eskiden Blackberry’deki BBM sisteminde olduğu gibi kullanıcı adları üzerinden iletişim kurabilecek. Şirket bunu bir gizlilik adımı olarak sunuyor. Ancak bu değişikliğin arkasında yalnızca gizlilik kaygısı olduğunu düşünmek zor. Son yıllarda mahremiyeti önceleyen platformlara göç eden kullanıcılar, WhatsApp üzerinde ciddi bir rekabet baskısı oluşturuyordu. Bir de dünyanın birçok ülkesinde sosyal medya platformlarına yönelik yaş sınırlamaları giderek arttı. Ülkemizde de yaş sınırı yasasının eli kulağında. Mesajlaşma uygulamaları büyük ölçüde bu kapsamın dışında kalıyor. Kullanıcı adı sistemi, platformu sosyal medya özelliklerine biraz daha yaklaştırsa da aynı zamanda bu düzenlemelerin dışında kalabilecek alternatif bir dijital alan oluşturma potansiyeli var...
