
Dünyadaki ana akımı belirleyen ülkelerde yaşayan gençler arasında yeni bir yaşam tarzı alışkanlığı yükselişte. Buna ‘nonnamaxxing’ deniyor. Nonna, İtalyanca nine demek. Maxxing de ‘maksimize etmek’ anlamında. Hayatı nineler gibi en iyi şekilde sağlıklı yaşama fikrine dayanan bir akım. Kulağa minnoş bir internet trendi gibi geliyor. Yeni neslin bitmek bilmeyen etkileşim ihtiyacı için bulduğu yeni bir akım gibi de duruyor. Ama altı o kadar da boş bir gelişme değil bu. Geçen aylarda bir rapor yayınlanmıştı. Hayat boyu mutluluk eğrisinin değiştiğine dair. Gençken yaşanan rahatlık ve mutluluğun yerini orta yaşta depresyon ve sonra yaşlılıkta neşenin aldığı kabul ediliyor. İşte bu akış kırılmış durumda. ABD, İngiltere, Kanada, Avustralya, İrlanda, Yeni Zelanda gibi benzer ekonomik kümeye giren ülkelerdeki araştırmaya göre gençler son 10 yılda daha mutsuz. Özellikle genç kadınların mutluluğunda düşüş var. Çünkü daha yalnız ve daha izoleler. Daha az dışarı çıkıyor, daha az sosyalleşiyorlar. Hayatı ‘daha az’ yaşıyorlar. Ekranlardaki kurgusal bir dünyanın içindeler. Bir yandan da sürekli sağlıklı ve iyi görünme baskısı altındalar.

HAYATI KAÇIRMA KORKUSUYLA
Mal mülk sahibi olmak da gençler için giderek daha erişilemez hale geldiğinden yeni tatmin araçlarına yöneliyorlar. Hayatı kaçırmamak için ‘emekli’ taklidi yapmaya başladılar. 20’lerinde, 30’larında işi gücü bırakıp tıpkı emekliler gibi birkaç aylığına uzun seyahatlere çıkıyorlar. Hatta bu akıma da ‘mikro emeklilik’ deniyor. Geçen yıl yolu Türkiye’den geçen bir Tayvanlı motosikletli gezginle tanıştığımda o da böyle bir hayat sürdüğünden bahsetmişti. Yazılım mühendisi olarak kazancını dünyayı gezmeye ayırıyor. Çalışanların yüzde 10’undan fazlasının böyle bir hayali varmış. Yüzde 50’den fazlası da bu mikro molaların tükenmişlikle başa çıkmalarına yardımcı olacağına inanıyor... Oscar alan ‘Everything Everywhere All at Once’ filmini anımsattı bu tablo bana. Orada da aynı anda mümkün olan birçok hayat için çoklu kimlikler arasında bir savrulma vardı. Beyin yakıcı bir filmdi ama bugünün insanının içinde olduğu parçalanmışlığı ve tutunamayışı anlatıyordu. Gençlerin yaşadığı da bu türden bir aidiyet krizi. “Nasıl yaşanır?” sorusuna dair ideal bir örnekle karşılaşmamış olmaları. ‘Nonnamaxxing’ gibi trendlere duyulan ihtiyaç, her şey aynı anda mümkün olduğunda hiçbir şeyin gerçekten ait hissettirmemesinden. Gençlere, yavaşlayabilecekleri, bağ kurabilecekleri ve gerçekten içinde hissedebilecekleri bir hayat borcumuz her geçen gün artıyor.

TEKNOLOJİ ŞİRKETLERİNDEKİ TENKİSATIN NEDENİ
Meta ve Microsoft, küresel işgücünde büyük çaplı işten çıkarmalar yapacağını açıklayan teknoloji şirketlerine katıldı. Her iki şirket de yapay zeka (AI) alanına büyük yatırımlar yapıyor. Atlassian, Block, WiseTech Global ve Oracle da benzer çıkarmalar açıklamıştı. Her şey bu kadar hızlı mı oldu? Yapay zeka bir anda güçlendi ve her 10 çalışandan birini devre dışı bırakacak güce erişti mi? İyi haberi veriyorum. Hayır, daha yolun çok başındayız. Ama bu bahsi geçen tenkisat zincirinin mantığı başka. Pandemi sonrasında teknoloji şirketlerinde dev bir istihdam dalgası yaşanmıştı. Bu kadar büyümenin iş verimliliğini düşürdüğü anlaşıldı. Bu en önemli nedenlerden biri. Örneğin Metaverse diye bir şey çıkmıştı, hatırlarsanız. O platform, hazirandan itibaren kaldırılıyor.
BAŞARISIZLIĞIN GÖSTERGESİ
Sadece bu teknolojiyi geliştiren birimde 15 bin kişi çalışıyordu. Yani istihdam yatırımı, başka alana kayıyor. Çoğu orta kademe yönetici eleniyor. ChatGPT’nin şirketi OpenAI’ın CEO’su Sam Altman, bu dalgaya ‘AI yıkama’ dedi. Yani şirketlerin suçu yapay zekaya atarak başarısız stratejilerinin sorumluluğundan kaçtığını söylüyor. Ayrıca yapay zeka teknolojilerinin çok güçlendiği izlenimi yaratmak istiyorlar. Bir diğer unsur da yapay zeka yarışının şirketleri belirsizliğe itmesi. Onlar da bunu baskı unsuruna çeviriyor. Küçük ekiplerle AI’dan en yüksek verimi almaları için personel üstünde baskı yaratıyorlar. AI teknolojisinin küçük ekiplerle geliştirilemeyeceği ise ‘kesin bilgi.’ O nedenle bundan sonraki süreçte şirketlerin kimleri gözden çıkardığı değil, kimlere yatırım yaptığı daha çok konuşulacak.


MUTLU SONLARA İNANAN İNSANLAR NEREDE?
Romantik komedi senaryoları sil baştan yazılıyor. Mutlu sonla biten hikayeler adeta yasakmışçasına. Önce ‘mutlu son’a ermiş bir aşk hikayesiyle başlıyor. Sonra hikaye tersine gitmeye başlıyor. Romantizm bir trajediye dönüşüyor. Aşk, bir yanılgı olarak sunuluyor. Bağlanmak çok riskli, adeta günah! Son dönemde çok parlatılan The Drama filmi bunun son örneği oldu. Kusursuz bir ilişki gibi başlayan hikaye, yerini gerilime bırakıyor. Marriage Story, Anora, Normal People, Fleabag, Splitsville, Oh, Hi! gibi yapımlar da romantik eşleşmeleri güç savaşına veya test alanına dönüştürenlerden. Kimse ‘mutlu sonlara’ inanmıyor mu artık?
