Vietnam’daki tıklama çiftçilerinin kullandığı birbirine ve birkaç bilgisayar arayüzüne bağlı telefon mekanizmaları geçen yıl CNN’de yayınlanmıştı.

Anlam veremediğimiz pek çok içeriğin ne ara bu kadar çok izlendiğini, tüketildiğini merak ediyoruz. Bazı kişilerin nasıl, ne ara ünlendiğini, bazı marka ve şarkıların nasıl tuttuğunu çözemiyoruz. Sosyal medya platformları, sahte takipçi ve beğeniyi tespit ediyor. Yani bu içeriklerin etkileşimleri sahte olamaz. Öyleyse nereden geliyor bu değirmenin suyu? Bu tezgaha uyanışımız, 2017’ye dayanıyor. Tayland’da yapılan bir baskında ‘tıklama çiftliği’nin çökertildiğini öğreniyoruz. Polis, bir evde 476 telefon, 347 bin SIM kart ele geçiriyor. Gözaltına alınan üç kişi, Çin’in sosyal medya platformu WeChat’te beğeni ve görüntüleme için çalıştıklarını, aylık 2 bin 950 ila 4 bin 400 dolar kazandıklarını anlatıyor. Sistem şöyle: Bu telefonlar, platformlara aynı anda etkileşim gönderiyor. SIM kart üzerine tanımlı hesaplardan yapılan beğeni ve görüntülemeleri algoritmalar gerçek sanıyor. İçeriğin beğenildiğini düşünüp birden herkesin akışına düşürmeye başlıyor... Yani dijital olarak yaratılan bir illüzyon, bu şekilde gerçeğe dönüşüyor. Bu kimlerin işine yarıyor? Görünürlük, prestij ve meşruiyet kazanmak isteyen herkesin. Şirketlerin, fenomenlerin, ideolojilerin, kara para aklamak isteyen dolandırıcıların... -Sahte etkileşim sahte reklam başarısına dönüyor, o da kirli paranın yasal gelir olarak kayda girmesine yardım ediyor.-

‘ÜNLÜ ÜRETEN’ SIM ÇİFTLİKLERİ
Bu yılın başına gidelim. Myanmar sınırında 7 bin kişi köle olarak çalıştırılırken kurtarıldı. Bu kişiler, sahte iş ilanlarıyla kandırılmıştı. Pasaportlarına el konulmuştu. Tesiste farklı dillere göre hazırlanmış konuşma metinleri vardı. Bunları kopyalayıp insanlara göndermeleri isteniyordu. Bu sayede çevrimiçi dolandırıcılık yapmaya zorlanıyorlardı. Bu dümeni, telefon ve SIM kart onayı sayesinde ‘meşru’ bir şekilde, yani WeChat, Telegram, Facebook, WhatsApp gibi platformların filtrelerine, güven mekanizmalarına takılmadan çevirebiliyorlardı. Çünkü profilleri gerçek kişi gibi görünüyordu. Aynı anda 10-20 kurbanı idare edebiliyorlardı. İki ay önce New York’ta da bir SIM çiftliğine baskın düzenlendi. Üstelik Birleşmiş Milletler zirvesine çok yakın bir konumda. Bir dairede yüzlerce hat, çoklu SIM panelleri ve kontrol yazılımları ele geçirildi. Bu paneller, aynı anda onlarca hatta yüzlerce SIM kartı kontrol edip, o hatlar üzerinden ‘organik’ etkileşim yaratmaya yarıyor. Velhasıl... İnsanlar ilgi gördüğünü düşündüğü içerikleri merak edip inceliyor. Yapay olarak kazanılan bu ilgi, zamanla gerçek ilgiye dönüşüyor! Yani internetteki görünürlük, artık tüm zamanlardan daha çok sorgulanması, irdelenmesi gereken bir güven sorununa dönüşmüş durumda. Bu konuda platformlar ve telefon operatörlerinin, resmi kurumlarla şeffaf bir şekilde çözümler üretmesi şart. Evvela platformlar, hesap onaylama seçeneğinde SIM kartı yeterli bulmayarak başlayabilir.

‘OYUNCULUK KUTSALDIR’ POLEMİĞİNE ANTHONY HOPKINS KAPAĞI
Yaptığınız filmlerden herhangi birine ‘önemli’ der misiniz?
Anthony Hopkins: Hayır. Demem. ‘Eğlencelidir’ derim.
Hiçbirine mi?
Hopkins: Hiçbirine.
Fil Adam? Kuzuların Sessizliği? Günden Kalanlar?
Hopkins: Evet, onlar iyiydi. Ama insanlar bana ‘Günden Kalanlar’da ‘Kahyayı nasıl oynadın?’ diye soruyor. Ben de diyorum ki ‘Çok sakindim. Çok hareketsizdim. Etrafta sessizce yürüdüm.’
Hepsi bu mu?
Hopkins: ‘Hannibal Lecter’ı nasıl oynadın?’ diyorlar. Eh, bana ‘Canavar ol’ dediler. Ben de tam tersini yaptım. Anthony Hopkins ustanın neden usta olduğunu en iyi anlatan röportajlarından biri. New York Times’ta yayınlandı. Tamamını okumanızı, dinlemenizi öneririm. Röportajın oyunculukla da çok ilgisi yok. Hayat, ölüm, miras (iz) bırakmak, maneviyat üzerine dolu bir sohbet. Görkemli bir kariyerin sonunda ne övünmeye ne sembolleştirmeye ne büyük anlamlar yüklemeye ihtiyaç duyuyor. Başarı mitolojisine teslim olmuyor. Oyunculuğu veya herhangi bir ‘başarısını’ kutsal ilan edenleri utandıracak cinsten derslerle dolu. Tabii, almaya açık olana.
