Sosyal medya algoritmaları kendilerine yeni kurbanlar buldu. Tazecik Alfa kuşağı ve Z kuşağı erkekleri! Kadınların bedenleri üzerinden özgüvensizlik üretme sisteminin aynısı. E tabii beden algısını bozmak için buna havalı bir tanım da yapmak gerekiyordu. ‘Looksmaxxing’ dediler. Türkçesi olmamasından anlayacağınız üzere yine dünyada ithal edilen bir değersizlik. Türkçesi görüntüyü maksimize etmek, en iyi haline eriştirmek. Akımın öncüleri, buna ‘kendini geliştirmek’ diyor. İdeal erkek bedeni yağsız, ince belli, keskin hatlı olarak sunuluyor. Son 20 yılda hakim olan çok kaslı erkek karizmasının aksine daha zayıf olma baskısı var.


Yüzün Antik Yunan heykeli gibi oyulmuş olacak, çenen çıkık olacak. Gençlerin kendilerine bakması, sağlıklı olmaya çalışması iyi bir gelişme tabii. Ama bu akım baştan sona sağlıksız bir zihniyetle ilişkili. Gençler bu ideal vücuda kavuşmak için tehlikeli kas yapıcı maddeleri enjekte ediyor. Yüz kemikleri çıksın diye yüzlerine bildiğiniz çekiç benzeri aletlerle vuruyorlar! Bu akımın en ünlü öncüsü de 20 yaşındaki ABD’li Braden Peters. Daha çok ‘Clavicular’ adıyla biliniyor. Hayatı 7/24 kayıt altında. Florida’da kiralık bir malikaneyi canlı yayın stüdyosu gibi kullanıyor. Alfa kuşağı erkeklere nasıl seksi görüneceklerini öğretme iddiasında.

YÜKSELMENİN YOLU SANIYORLAR
Braden ve onun gibiler, yüze estetik cerrahi işlemler, boy uzatma ameliyatları, botoks ve birtakım enjeksiyonların reklamını yapıyor. Amaç, ‘SMV-Sexual Market Value’, yani ‘cinsel pazar değerini’ artırmak ve bu sayede hayatta yükselmek! Braden, dünyadaki tüm engellerin ‘görünüş paketi’yle çözüleceğine inanıyor. Gazeteci Adam Hegarty onunla röportaj yaptı. Hegarty ona “Looksmaxxing akımının kökeni ‘incel’ topluluğuna mı dayanıyor?” dedi. (Incel, mecburen bekar kalan ve cinsel hayatlarının olmamasından kadınları suçlayan erkeklere deniyor.) Kadın düşmanlığı yapan Andrew Tate’le yakınlığını sorguladı. Braden “Bana böyle sorularla gelme. Bir ara uğra da sana looksmaxxing öğreteyim” deyip yayını terk etti! Bu yayından kısa süre sonra Miami’de aşırı doz madde kullanımından hastanelik oldu. Taburcu edilince de yüzüne taktıkları oksijen maskesinin ‘bebeksi’ cildini yara yapmasından şikayet etti. Bir süre sonra YouTube da onun kanalını kapattı. Geçen gün de hakkında cinsel saldırı davası açıldı... İbretlik bir yere gidiyor hayatı. Keşke Braden’la kalsa. Ondan çok var. Bu gençlerin sorunu zekasız olmaları değil. Yönsüz olmaları. Amaçlarını bu alanlarda bulmaya çalışıyorlar. İş bulmanın zorlaşması, destek alanlarının azalması, çevrimiçi dünyaya itilmeleri ve önlerinde doğru düzgün rol modelleri olmaması, bu akımları onlar için daha cazip hale getiriyor…

İNSANSI GÖRÜNMEK İÇİN HATALI YAZAN YAPAY ZEKA!
Yapay zeka elinden çıkmış yazıları anlamak için yazar olmanıza gerek yok. Birkaç gün yoğun kullanmanız yeterli. Çünkü yapay zekanın da kendine özgü bir dili var. Sadece eğer yazı dünyasından biriyseniz, bir yazıdaki yapaylığı daha kolay yakalarsınız. O yüzden yapay zekaya yazdırıldığı anlaşılmasın diye kasten yazım hatası yapan Sinceerly adlı bir uygulama geliştirilmiş! Kusursuz e-postalara biraz kusur ekliyor. Modları da var. Hafif, insansı ve CEO modlarından istenilen kısalık ve hata oranı seçilebiliyor. Hiç mesajlaşma insanı değilim. Profesyonel hayatta ne kadar kuralcıysam mesajlaşırken de o kadar dikkatsiz olma hakkımı kullanırım. İstediği kadar kusurlu göstermeye çalışılsın, ‘typo’nun bile bir raconu var. Yapay zeka, insan zihniyle parmaklarının plansız dağınıklığını kopyalayamaz.


99 GRAMLA DÜNYA REKORU!
2008’de yüzücüler giydikleri özel bir mayoyla üç ayda 30’dan fazla rekor kırdı. Bu, NASA yardımıyla geliştirilen bir mayoydu. Dikişsizdi. Özel bir su itici kumaşı vardı. Yüzücünün kalçalarını suda yukarı kaldıran bir tasarımı vardı. Cilt sürtünmesinden kaynaklanan direnci azaltıyordu. Birçok yüzücü onu giymek için sponsorluk anlaşmalarını feshetti. O dönem buna ‘teknolojik doping’ dendi. Zaten sonradan bu mayolar yasaklandı. Benzer bir tartışma bugünlerde atletizmde var. Londra Maratonu’nda Kenyalı atlet Sebastian Sawe, 42.2 kilometrelik parkuru 1 saat 59 dakika 30 saniyede tamamladı. Bu başarısının sırrı ayakkabılarıydı. Adidas’ın yarışa özel ürettiği bir modelini giydi. Sadece 99 gram ağırlığındaki model, üç yılda tasarlanmış. 100 gramın altındaki ilk koşu ayakkabısı. Karbon bazlı sert bir yapısı var. Bu da yay etkisi yaratıp koşucuyu ileri iterek hız kazandırıyor. Malzemesinden dikişlerine her detayı performansa özel düşünülmüş bir teknoloji harikası. Tartışma tam olarak bu noktada başlıyor. Çünkü bu teknoloji, elit koşucuların performansını yüzde 3 iyileştiriyor. O yüzden “Bu ayakkabılar birer ekipman mı yoksa performans artırıcı araç mı” diyorlar. Umarım yasaklanmaz da atletizmde teknolojik yarış kızışır. Bu arada spor ayakkabıların çoğunun kadın fizyolojisine uygun üretilmediği biliniyor. Eminim uçar gibi koşma teknolojisi geliştirebilenler kadın ihtiyaçlarına göre kusursuz modelleri de üretebilir!
