Messi belki de kariyerinde ilk kez bu kadar büyük bir nefret dalgasının merkezinde. Oysa yıllarca futbolun en az tartışmalı süperstarıydı. Şahsen ben şimdiye kadar ne oyunundan keyif aldım ne de karakterinden ama bir fenomen olduğu gerçek. Bugünlerde attığı her gol kadar temsil ettiği Arjantin, o ülkenin siyaseti ve tarihsel geçmişi konuşuluyor. Kırılma noktası Dünya Kupası’ndaki Mısır maçı oldu.

Mısır Teknik Direktörü Hossam Hassan, Arjantin maçından günler önce Avustralya galibiyetini Filistin halkına adamış, sahada Filistin bayrağı sallamıştı. Ardından Filistinlilerin yaşadıklarına kayıtsız kalanların insanlığını sorgulayan çok sert bir konuşma yaptı. Dolayısıyla Mısır- Arjantin karşılaşması bu atmosferde başladı. Gazze’de insanlar sokaklarda ve çadırlarda Mısır’ı izliyor, Mısır takımı Filistinliler için sembolik bir temsilciye dönüşüyordu.

Hatta Gazze’de çocuklara ve ailelere açık hava gösterimleri kurarak Dünya Kupası maçlarını izleten yardım görevlisi Muhammed el-Vahidi, Mısır-Arjantin maçının oynandığı gün düzenlenen İsrail hava saldırısında öldürüldü!
Gazze için bu maç 90 dakikalık bir futbol karşılaşması olmanın ötesine geçti. Mısır’ın heyecanına ortak olmanın bile bedelini ödediler…

İSRAİL’DE Mİ BÜYÜDÜ?
Maç sırasında Arjantinli taraftarların bulunduğu tribünde İsrail bayrağı açıldı. Mısırlı taraftarlar da Filistin bayraklarıyla karşılık verdi. Üzerine tartışmalı hakem kararları geldi. Mısır’ın golü iptal edildi, ceza sahasındaki pozisyonlarda VAR’ın eşit uygulanmadığı söylendi ve Arjantin 2-0 geriden gelerek 3-2 kazandı.
O andan sonra maç, hakem tartışmasından da çıktı. Filistinliler ve onları destekleyen milyonlarca kişi için sahadaki güçlü-zayıf ilişkisi, dünyadaki güçlü-zayıf ilişkisine benzemeye başladı.

Güçlü taraf şüpheden yararlanıyor, tarafsız olduğunu söyleyen kurumlar kuralları herkese aynı uygulamıyordu. Tanıdık geldi mi? Tam bu atmosferde İsrail’in İspanya’daki resmi hesabı tuhaf bir paylaşım yaptı… “Messi’nin İsrail’de büyüdüğünü biliyor muydunuz?” yazdı. Messi İsrail’de büyümedi. Rosario’da, adı Estado de Israel yani ‘İsrail Devleti’ olan bir sokakta büyüdü.
İsrail’in resmi hesabı bu kelime oyunuyla dünyanın en büyük futbol yıldızını kendi propaganda alanına çekmeye çalıştı. Paylaşım daha sonra silindi ama mesaj yerine ulaştı. Messi’nin daha önce İsrail’e yaptığı ziyaretler de yeniden dolaşıma sokuldu.
Barcelona ile düzenlenen Barış Turu, İsrail’de oynadığı maçlar, Ağlama Duvarı ziyareti ve İsrailli liderlerle buluşmaları yeniden hatırlandı. Yani İsrail Messi’yi sahiplenmeye kalktığı anda, geçmişteki bütün temasları da siyasi anlam kazandı.
EN SİYONİST DESTEK
Ardından Binyamin Netanyahu çıktı ve Dünya Kupası’nda Arjantin’i desteklediğini açıkladı. Üstelik gerekçesi Messi değildi. Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei’ydi. Milei, İsrail’e yalnızca diplomatik destek veren bir lider değil. Kendisini ‘dünyanın en Siyonist devlet başkanı’ diye tanımlayacak kadar açık bir çizgsi var.. Netanyahu hükümetiyle yakın ilişki kuruyor ve Gazze’de on binlerce Filistinlinin öldürüldüğü bir dönemde İsrail’in en ateşli destekçilerinden biri... Böylece Arjantin forması, ister istemez Milei’nin dış politikasını da taşımaya başladı. Messi’nin takımı, Netanyahu’nun desteklediği takıma dönüştü. Tam bunlar konuşulurken FBI soruşturması gündeme geldi. Arjantin Futbol Federasyonu’nun ABD’deki ticari faaliyetleri, yüz milyonlarca dolarlık transferler, kara para aklama ve banka dolandırıcılığı ihtimalleri üzerinden inceleniyor. Hakemler tarafından kayırıldığı düşünülen bir takımın federasyonu da yüz milyonlarca dolarlık açıklanamayan para hareketleriyle anılıyor artık… Bu konu sıcak olunca Arjantin’in tarihsel defteleri de açıldı.
ORTAK SUÇLAR
Arjantin uzun süredir kendisini Güney Amerika’ya yanlışlıkla bırakılmış bir Avrupa parçası gibi anlatıyor. Oysa bugünkü ‘beyaz Arjantin’ doğal biçimde oluşmadı. 19. ve 20. yüzyıllarda Avrupa göçü devlet eliyle teşvik edildi, siyah ve yerli nüfus ulusal kimliğin dışına itildi. Afro-Arjantinliler bir dönem Buenos Aires nüfusunun çok önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Sonra savaşlar, salgınlar, asimilasyon, nüfus sayımlarındaki sınıflandırmalar ve beyazlaştırma politikalarıyla görünmez hale geldiler. Siyah kimliği hem demografik olarak zayıfladı hem de resmi hafızadan silindi. Yerli halklar açısından tablo daha da ağır. ‘Çölün Fethi’ adı verilen askeri seferlerde Mapuche ve diğer yerli toplulukların topraklarına el konuldu, binlerce insan öldürüldü, sürüldü, esir alındı ve ailelerinden koparıldı. Arjantin devleti bunu yıllarca medeniyetin zaferi diye anlattı. Bugün pek çok tarihçi bu süreci ‘soykırım’ olarak değerlendiriyor.

AVRUPALI SANIYORLAR
Nazi meselesi de bu beyazlık siyasetinden bağımsız değil. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Arjantin, Adolf Eichmann ve Josef Mengele gibi Nazi savaş suçlularının en önemli kaçış merkezlerinden biri oldu. Juan Peron yönetimi, Avrupa’daki faşist rejimlerden etkilenmişti ve Nazi kaçış ağlarına kapı açtı. Çok sayıda Nazi yeni kimliklerle ülkeye yerleşti. Bir dönem Nazi kaçaklarına ev sahipliği yapan Arjantin, şimdi İsrail’in en ateşli siyasi müttefiklerinden biri. Sanki Almanya gibi ‘günah çıkarıyor.’ Bu iki dönem birbirine zıt görünse de ortak noktaları var. İkisinde de devlet kendisini Batılı, beyaz ve Avrupa merkezli dünyanın doğal parçası olarak konumlandırıyor. Öyle ki İsrail, Avrupa müzik yarışması Eurovision’da dahi var… Bu çizginin en güncel örneklerinden biri de BM’deki köle ticareti oylamasıydı. Transatlantik köle ticaretini insanlığa karşı işlenmiş en ağır suçlardan biri olarak tanıyan karara yalnızca üç ülke karşı çıkmıştı. Bunlar ABD, İsrail ve Arjantin. Kölelik, Afro nüfusun silinmesi ve beyazlaştırma politikalarıyla tartışmalı bir geçmişi olan Arjantin geçmişiyle yüzleşmeyi hâlâ reddediyor. Bu yüzden Arjantin’e yönelen öfkeyi artık “Messi çok kazandığı için kıskanılıyor” diye açıklayamayız. Ben tüm bu tabloya bakıp mağrur Filistin halkının yanında olan Portekizli yıldız Cristiano Ronaldo’ya “Senden razıyız kardeşim” diyorum…
