Rükzan SağırModanın son imparatoru Valentino’nun mirası

HABERİ PAYLAŞ

Modanın son imparatoru Valentino’nun mirası

Size Valentino markasının gücünü şöyle anlatabilirim... 2010’larda moda ve stil odaklı bir sosyal medya sayfası açmıştım. Burada dünya modasından paylaşımlar yapıyordum. Bir keresinde Valentino giyen Amal Clooney’nin stilini paylaşmıştım. Valentino ekibi bu paylaşımı görüp beğendi. O andan sonra sayfamın kaderi değişti. Beğeniler ve takip yağdı. Kısa süre sonra paylaşımlarımdan biri Amerikan Vogue dergisinin sitesinde bile yer aldı. O dönem algoritma oyunları yoktu. Bir başkasının neyi beğendiğini görebiliyordunuz. Valentino ekibi de o beğeniyi sayfama destek amacıyla vermişti. Bugün kulağa küçük gelebilir ama o dönemde bu, modanın merkezinden gelen büyük bir işaretti. İşte Valentino’nun etkisiyle tanışmam böyle başladı. Sonra yaptıkları her işi daha dikkatli takip ettim. Bu hafta 93 yaşında ölen Valentino Garavani’nin ‘Son İmparator’ diye anılması kesinlikle boşuna değil. Çünkü tasarımcılığın ötesinde bir sahne ve oyun kurma sihirbazı. Marka kimliğini de bu şekilde oturtmuş. Adının anıldığı her yere hakim.

Haberin Devamı

Modanın son imparatoru Valentino’nun mirası

KADINLARIN DİLİNİ ÇÖZDÜ

2008’de emekli olduğunda hazırlanan belgeselde bu lakabı çok sevmediğini söylese de imparator gibi yaşıyor. Roma’da bir palazzo, sanat ve obje koleksiyonları için bir villa, Londra’da 19. yüzyıldan kalma bir konak, Gstaad’da bir dağ evi, New York’ta bir çatı katı daire, Paris’te 17. Louis’nin metresinden kalma bir şato, Akdeniz’de dolaşan 46 metrelik yat... Yılını bu konumlarda geçiriyor. Ama bu ihtişam çocukluğunda kanına giriyor. Babası elektrik malzemeleri ticareti yapıyor. Evin tek oğlu. İtalya’nın kuzeyindeki Voghera kasabasında ayakkabıları özel yaptırılan, kaşmir kazakları ölçüsüne göre dikilen tek çocuk. Yani aslında yaşadığı hayata ‘doğmuş’ biri. Güzellik takıntısı da doğuştan. Hasta yatağında ve kar fırtınasına rağmen ısrarla çok istediği tiyatroya götürüldüğünde daha 10 yaşında bile değil. Güzellik tutkusunun peşinde 19’unda Paris’e gidiyor. “Kadınların ne istediğini biliyorum, güzel olmak istiyorlar” sözleri, mirasının ve sırrının özeti. Bu, gözü yükseklerde adamın en büyük kusuru savurganlığı tabii. 21’inde ailesinin maddi imkanlarını zorlamaya başlıyor.

Haberin Devamı

Modanın son imparatoru Valentino’nun mirası

SADAKATTE DE MARKA

Tam o sırada karşısına mimar Giancarlo Giammetti çıkıyor. Onun hesap kitap yeteneğiyle toparlıyor ve hem iş hem hayat boyu ortaklıkları sürüyor. Gelincik kırmızısı rengine düşkünlüğüyse, 17 yaşındayken Barcelona’da izlediği Carmen operasındaki kostümlerden çok etkilenmesiyle başlıyor. Onun kullandığı tondaki kırmızı bugün halen bir statü rengi. Volanlar, fiyonklar, danteller, işlemeler, şifon elbiselerle kadınsı bir çizgi yakalıyor ve tek derdi her kadının giymek isteyeceği tasarımlar yapmak oluyor. Onu kimler kimler giymedi ki? Elizabeth Taylor, Jacqueline Onassis Kennedy, Audrey Hepburn, Lady Diana, Sophia Loren, Julia Roberts, Anne Hathaway, soylular ve sosyete yüzleri... Jackie Kennedy’nin 1966’da “Yüz yıl yaşa” dileği adeta kabul oldu ve Valentino 93’ünü görebildi... Ailesine çok düşkün olması da başarısının ve bugün nesli tükenmiş bir sadakat anlayışının göstergesi. Annesi ölene kadar onunla Roma’da yaşıyor. Flamingosuna bile çok bağlı. Ölümünü şüpheli bulup otopsi yaptırıyor da elektrik kablosunu gagalayıp öldüğünü öğrenince bir nebze rahatlıyor. Güzelliğin disiplin olduğu, zarafetin bir duruş sayıldığı, sadakatin bir hayat tarzı olduğu zamanların son imparatoru olarak hatırlanacak.

Haberin Devamı

Modanın son imparatoru Valentino’nun mirası

BECKHAM KRİZİ ÜZERİNE

Popüler kültürün en ünlü sembollerinden Beckham ailesi POSTA arka kapağın sık sık haber konusu olur. Aile şirketi gibi yaşarlar. Her adımlarında ticari bir kaygı olur. Eski futbolcu David Beckham sıfırdan gelmiş bir adam. En büyük başarısı da ‘Raul’e attığı ortalardan’ sonra bu kadar güçlü bir aile kurmak oldu. Büyük oğlu Brooklyn, ABD’li milyarderin kızı Nicola’yla evlenince açıkçası aklını kaçırdı. Kızın soyadını aldı, anneannesinin dövmesini yaptırdı! Kendi ailesine de küstü. Geçen gün çıktı “Ailem beni kontrol etmeye çalıştı. Artık onlarla bağımı kestim” dedi. Kontrolcü aileyi bırakıp daha kontrolcü bir kadınla evlenmiş, haberi yok. Resmen Amerikalı Meghan’la evlenen İngiliz Prens Harry sendromuna yakalanmış. Ciddiye alınacak hiçbir yanı yok maalesef bu isyanların. Bu kadar varlığın içine doğan çocuklar, bir süre sonra kendilerine olmayan mağduriyet hikayeleri uydurup suni bir benlik yaratmaya çalışıyor. Onların derdine üzülecek halimiz yok. Bu konuya fark ettiğim kültür çatışması için değinmek istedim. İngiliz geleneği aileyi ve sürekliliği merkeze alır. Amerikan geleneği bireyselliği kutsar. Amerikan bireysellik anlatısı öyle zehirli ve yapaydır ki insanı kendi köklerine düşman eder. Köklü bir kültürle köksüz bir kültür bir araya gelince sonuç aşağı yukarı böyle olur.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder