Nicole Kidman’ın başrol olduğu dizide rol alan Türk aktör Aras Aydın... Henüz 36 yaşında. Oyunculuk kariyeri adına çok önemli bir başarı yakaladı. Bizlere onun adına gurur duymak düştü. Dizinin Los Angeles’taki prömiyerinin yıldızı oldu Aydın.

Neşesi ve enerjisiyle tüm ekibin sevgisini kazandığını birlikte yaptıkları basın toplantısında gördük. Hepsi o konuşurken hayranlık ve gülen gözlerle bakıyordu. Fotoğraf çekimlerinde de en dikkat çeken kişi o oldu. Ama dikkat çekmeye çalıştığı için değil. Keyifli olduğu için. Bu belki de rol almaktan daha önemli bir başarı...

Onun bu neşesi için ‘Enerji değil, sömürge refleksi. Efendilerini güldürüyor’ diyen yoruma rastlamak beni (ve eminim sağduyu sahiplerini) üzdü. Milyonlarca görüntülenmiş bu yorum. Üstelik sadece Aras değil, ekibin tamamı çok eğlenceliydi. Neşesiz, asık suratlı durmayı, herkese benzemeyi ‘cool’ (havalı) zanneden o kadar çok kişi var ki. Ve daha zorunun yani asıl cool olanın kendini bastırmamak, etrafa olumlu enerji yaymak, iyi biri olmak, önemsemek, çaba göstermek, ortamı yükseltmek, kendin gibi olmak, zorlamamak, kasmamak, hayallerinin peşinden gitmek, anın tadını çıkarmak olduğunu bilmeyen... Küratör Sage Adams’ın çok sevdiğim bir tanımı var cool olmaya dair. İhtiyacı olan bulup faydalanabilir

TEKNOLOJİ SUÇTAN HIZLI İLERLEYİNCE
Alışageldiğimiz düzende hukuk, suçtan bir adım önde gidiyordu. Teknolojinin ilerlemesiyle bu kural değişti. Denge de değişti. Teknoloji sınırları zorladıkça hukuk ona yetişmeye çalışıyor. İhtiyaca göre suç tanımları yeniden düzenleniyor. Yasal koruma, sonradan gelen bir güncelleme gibi oldu. Bu dönemin en sıkıntılı konularından biri ‘rızasız paylaşımlar.’ Sadece gerçek olanlar değil; deepfake’ler, yapay zekayla yaratılmış sahte içerikler de buna dahil. Bir tıkla suç işlemek mümkün yani. İşte Trump yönetiminin geçen hafta imzaladığı ‘Take It Down Act’ adlı yasa, gecikmiş ama hayati o adımlardan biri. Bu, ‘İçeriği Kaldırma Yasası.’ Yasa, insanların rızası olmadan dijital ortamda yayılan müstehcen görüntülerinin kaldırılmasını zorunluluk haline getiriyor. Deepfake’le oluşturulan görüntüler de bu kapsamda. Bu yasanın özel yanı, dijital platformlara 48 saat içinde müdahale etme yükümlülüğü getirmesi. İhlal edenlere de para cezası ve üç yıl hapis öngörülüyor.

İÇERİĞİ KALDIRMA ZORUNLULUĞU
Bu anlamda, dijital dünyanın suç mahallelerine polis çağrılıyor. Ayrıca büyük teknoloji şirketlerine ilk kez içeriği kaldırmaları yönünde federal düzeyde bir yükümlülük gelmiş oldu. Trump yönetimi, bu konuda müttefiki Elon Musk’a ayrıcalık tanımaz umarım. Zira en rezil, en yozlaşık içerikler artık Musk’ın satın aldığı X’ten yayılıyor. Neyse... Bu yasayı sadece muhafazakarlar değil demokratlar da büyük çoğunlukla destekledi. Trump açısından nadir kucaklayıcı yasalardan biri oldu bu. Ama söz konusu ülke ABD, yani kendini ifade özgürlüğünün bekçisi sayan ülke olunca yine şeytanın aklına gelmeyecek sesler çıktı. Bu yasanın ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı olduğunu savunanlar var. Olmasa şaşardık tabii. Ama neyi savunuyorlar biliyor musunuz? İnsanların kendi rızalarıyla porno paylaşmasının suç sayılmasından korkuyorlarmış. Bir zahmet korkun yahu. İfade özgürlüğünü tekeli altında sayanlar işte bu zihniyet. İşte bu beden sömürüsünden nemalanan zihniyet. Bir de her düzenlemeyi sansür, her sınırı tehdit olarak algılayanlar hep aynı ‘marjinal’ kişiler farkındaysanız. Toplumun yüksek refahı için yapılanları bile kendileriyle ilgili hale getirmeye çalışıyorlar... Mahremiyet ihlali, başkasının rızasını yok saymak, özgürlük olamaz.

BİR TABAK UMUT
University of California-Berkeley araştırmasına göre düzenli olarak yardımda bulunan insanların daha az stres yaşadığını, daha sağlıklı olduğunu ve daha uzun yaşadığını biliyor muydunuz? İnsan olmaya dair en sevdiğim şeylerden biri bu. Bağ kurarak güçlenmemiz. Çünkü başkasına iyi gelirken, aslında en çok kendimize iyilik etmemiz. Bir çocuğun dileğiyle başlayan bu iyilik, kalbimize, bedenlerimize ve hayatlarımıza dokunuyor. Bir tabak yemekle bir çocuğun hayaline ortak olmanız mümkün. Ülkemizde 2000’den bu yana bulunan Make-A-Wish derneğinin daha önce İngiltere ve Singapur’da uygulanan ‘Wish Dish’ (Dilek Tabağı) projesi, Türkiye’de de başladı. TURYİD öncülüğünde hayata geçirilen proje, dünyadaki diğer örnekler arasında en kapsamlı restoran katılımıyla gerçekleşiyor. Türkiye’nin en iyi restoranları, menülerinden seçtikleri bir yemeği Dilek Tabağı olarak sunuyor. Bu tabağın tüm geliri doğrudan dernek aracılığıyla çocukların hayallerine gidiyor. Örneğin Akmerkez Papermoon’da tiramisu sipariş edince, bir dileğe ortak olmuş oluyoruz. Hangi çocukların dileklerine? Hayati risk taşıyan hastalıklarla mücadele eden çocukların... Nasıl dilekleri var bu çocukların? Kimi Kapadokya’yı görmek istiyor, kimi halı saha maçı yapmak kimi bir oyun konsolu... Midemizden geçen bir umut hattı kuruluyor yani...
