Oscar töreninde bu yıl sanki sessiz bir anlaşma vardı. Herkes toplumsal mesaj vermemeye ant içmiş gibiydi. Savaşı, soykırımı geçtim Epstein belgelerine bile mi edecek sözünüz yoktu? Bu ‘yasağı’ delen sadece altı kişi oldu. Ürdünlü aktris Saja Kilani, Filistinli aktör Amer Hlehel, Tunuslu yönetmen Kaouther Ben Hania, Hint aktris Charithra Chandran, Danimarkalı yönetmen Joachim Trier ve İspanyol aktör, canımız yiğidimiz Javier Bardem… Kökenlerini kasten belirttim. Hollywood endüstrisi için ‘avantajlı sayılmayan’ kökenlerden geliyorlar (ki böyle dezavantaja can kurban). Yalnızca “Savaşa hayır” demek ve Filistin’e özgürlük dilemenin nesi bu kadar zor? İran’da yüzlerce kız çocuğu okullarında bombalanırken susan dilsiz şeytandır.
KÜRSÜLER KONUŞMAK İÇİN
Javier Bardem’e soruluyor, “Bu yıl pek kimse politika konuşmuyor. Neden siz konuşuyorsunuz?” diye. “Hem sinema dünyasının bir parçası olabilirsiniz, ki bu önemli bir alan, hem de bir yurttaş olarak elinizdeki bu büyük kürsüyü kullanıp haksızlıkları dile getirebilirsiniz. 2003’te Irak işgalinde de aynı tepkiyi göstermiştim. O zaman ‘kitle imha silahları’ deniyordu, şimdi ‘yıkılması gereken bir rejim’ deniyor. Aynı noktaya geri döndük. Aynı yalanlarla. 2026’da Trump’ın ve Netanyahu’nun rejimi yıkma bahanesiyle yarattığı bu savaş da 2003’teki gibi hukuksuz. Mesele petrol. Filistin’de de yaşanan soykırım. ‘Ateşkes’ denilen süreçte bile 600 kişi öldürüldü, yarısı çocuk. Masum insanlar bombalanıyor” dedi. İşte cesaret işte feraset. Bu arada Bardem ve diğer ses çıkaranları bu duruşu göstereceklerini bilerek davet ediyorlar. Sırf ‘Bizde ifade özgürlüğü var’ demek için göz yumduklarına da yemin edebilirim.
DÜNYANIN EN ÇOK KONUŞAN ‘SESSİZ AYAKKABILAR’I
“Sanatın bu yaşananlar üzerinde ne ölçüde bir etkisi olabilir?” Savaşlar, işgaller söz konusu olduğunda belki de en kalıcı etkilerden birini sanat yaratabilir. Holokostla ilgili Piyanist filminin gücünü hatırlayın. Küratör arkadaşım Aslı Bora’dan öğrendiğim bir anekdot da bu durumu çok iyi anlatır. 1937’de İspanya’daki Guernica bombardımanından sonra Picasso’nun Paris’te yaptığı resim, trajediyi ‘görünür’ kılmıştı. Picasso’nun evine giren bir Nazi subayı “Bunu sen mi yaptın?” diye sorunca Picasso’nun “Hayır, siz yaptınız” dediği rivayet ediliyor. İşte böyle çalışır sanat eserlerinin gücü. Haberler bilgi verir, duyguları harekete geçirir. Ama sanatla verilen bilgi zihinde başka yere yerleşir. Çünkü birçok duyuyu aynı anda harekete geçirmiş ve beyinde farklı düşünme yolları yaratmıştır. Bu daha kalıcı olur.
NEVÇARŞI’DA BİR PENCERE
Geçtiğimiz hafta Üsküdar Nevçarşı’daki Kalyon Kültür Zone’de açılan ‘Sessiz Ayakkabılar’ sergisi tam olarak bu etkiyi kuruyor. Sanatçı Ali Uslu’nun seramikten ürettiği 200 çift çocuk ayakkabısı karşılıyor sizi. Ve resim eserleri. Gazze’de yarım kalmış hayatların izi, bir anda hafızanıza çivi gibi çakılıyor. Reyhan Kalyoncu’nun ev sahipliğinde Aslı Bora’nın küratörlüğündeki sergi, bir anda sayısız çağrışım ve bağlantı kurduruyor. Bir jenerasyonun yok oluşunu anlatan ayakkabılar, temsil ettiği hayatlar gibi hem dayanıklı hem kırılgan olduğu için seramikten. Yıkıntıların arasında kırmızı elbiseli bir çocuğun olduğu resmin her ayrıntısında ayrı bir mesaj var. Çocuğun yanında onu yemek için ölmesini bekleyen kuzgun, enkazlardan doğan Fetih Suresi, elbisesinin kan ve sevginin sembolü olan rengi ve çocuğun hesap soran mağrur bakışları... Günümüz gerçekliğine acının ötesinde bir şuur diliyle tanıklık sağlayan bu sergi 30 Nisan’a kadar açık.
KIRMIZI HALIDA NEDEN BEYAZ GİYDİLER?
Oscar töreninde bu yıl şıklık yarışına beyaz renkteki elbiselerin damga vurması çok konuşuldu. Malum yılın rengi ‘cloud dancer’ seçilmişti. Bulut dansçısı denilen bu renk, beyazın bir tonu. Nicole Kidman, Gwyneth Paltrow, Elle Fanning, Mia Goth, Priyanka Chopra, Emma Stone... En önde gelen aktrisler beyazlar içindeydi. Aslında beyaz diplomaside barışın simgesidir. Gönül isterdi ki bu rengi ortak bilinçle tercih etmiş olsunlar... Ama modaya uymak uğruna bile olsa ‘zamanın ruhu’na bir şekilde dokunmuş oldular.
