
Sosyal medyanın bağımlılık yarattığı halen tıbbi literatürde kabul görmedi. Oysa bu sadece günlük hayatı olumsuz etkileyen bir bağımlılık değil. Uğruna sayısız ölüm yaşandı, yaşanıyor. Daha ne olması gerekiyor? Ama hukukçular bilimin keyfini beklemedi. Bastılar düğmeye. ABD’nin California eyaletinde dünya çapında emsal kabul edilebilecek bir karar verdi mahkeme. Sosyal medya şirketlerinin bağımlılık yaratan tasarım özellikleri nedeniyle bir kullanıcının zarar gördüğüne hükmedildi. Söz konusu şirketler Instagram’ın çatı şirketi Meta ve YouTube. 20 yaşındaki kullanıcı, güzellik filtreleri yüzünden dış görünüşüyle ilgili kaygılar sonunda depresyona girmişti. Kullanıcıya 6 milyon dolar tazminat ödenecek. Bu münferit bir karar değil. Sektör için büyük sonuçlara gebe. Mahkemeler ülkede açılmış binlerce davayı birleştirmeye çalışıyor. Çünkü konu, zarar gören kişilere ayrı ayrı tazminat ödenmesinden daha başka yere evriliyor. Esas ‘sorun’un içerikler olmadığı, uygulamaların ‘tasarımları’ olduğu iyice anlaşıldı. Artık sosyal medya şirketleri, ‘daha az zarar veren’ ürünler tasarlamak zorunda kalacak.

BİR NESLİN ZEKASI GERİLEDİ
En zararlısı olan sonsuz kaydırma denilen ‘doomscrolling’ özelliği, bir neslin zeka seviyesinin gerilemesine mal oldu. Z kuşağı, zeka olarak kendinden bir önceki kuşaktan geride kalan ilk kuşak oldu! Nasıl olmasın? Otomatik oynatma, algoritmanın önümüze neyi koyduğunu bilmemek... Bunlar kullanıcıyı içeride (ekranda) tutmak için tasarlanmış mekanizmalar. Ne kadar öfke, ne kadar teşhir, ne kadar kaos varsa o kadar uzun kalıyoruz. Düşük özgüven daha çok tıklama getiriyor. Şirketler bunu biliyor. Ve yıllarca “Biz sorumlu değiliz” dediler. Dayanakları da 1996’da ABD’de çıkan bir yasa. Bu maddeye göre platformlar, kullanıcıların paylaştığı içerikten sorumlu tutulmuyor. Bu sayede yıllarca her dümenin döndüğü bir alan açıldı. Şirketler ABD merkezli olduğu için bu koruma fiilen tüm dünyaya yayıldı. İşte bu yeni davalar, onların yasal kalkanını artık delecek kadar ağırlaştı. Peki Avustralya örneğindeki gibi reşit olmayanlara yasaklamak çare mi? Evet, ama bu çözümün bir parçası. Gerçek çözüm, bu şirketler ürünlerinin astarının yüzünden pahalı olduğunu anladığında yani bedel ödediklerinde gelecek.

MODERN ERKEKLİK KRİZİ NEDİR?
Çocuklar Duymasın dizisindeki Haluk karakterini hatırlıyor musunuz? Tamer Karadağlı oynuyordu. ‘Taş fırın erkeği’ ve ‘light erkek’ kavramıyla tanıştırmıştı dizi. Biri alfa, diğeri kılıbık erkek anlamında kullanılıyordu. 2000’lerin başında Haluk, tartışmalı bir figür olarak konumlandırılıyordu. Ama bugün yani 2026’da erkekler Haluk gibi olmak ve düşünebilmek için okula gidiyor! ABD’de birçok alfa erkek okulu açılmış ve açılıyor. Dünkü POSTA arka kapakta manşet yaptık bu gelişmeyi. Erkekler modern hayatta yeterince alfa özellik sergileyecek alan bulamadıkları için bu okulların kamplarına gidiyor. Kampların içeriği askerlik koşullarında. Hatta bazısı survivor koşullarında.

HALUK OLMA YARIŞI
Kampların kurucuları, modern erkeklik krizi yaşandığı için bu eğitimlere ihtiyaç oluştuğunu söylüyor. Katılan erkekler de yalnızlaştıklarını, iş ve ilişkilerde zorlandıklarını, kendilerini sürekli yetersiz hissettikleri için geldiklerini söylüyor. Yani bu kamplar sayesinde güçlerini ve özlerini hatırlamaya, açığa çıkarmaya çalışıyorlar. Her fırsatta ifade etmeye çalışıyorum. Eşitlik hareketi, hayatın birçok önemli alanında yanlış yorumlanıyor. Kadın-erkek eşitliği, birbirinin yerine geçmek veya geçebilmekle ilgili değil. İki cinsiyet arasında rekabet olunca roller birbirine karışıyor, toplumun dengesi bozuluyor... Nitekim bazı üst düzey pozisyonlarda çalışan pek çok beyaz yakalı kadının da dişil enerjisini yükseltmek için ‘terapi’ aldığını biliyorum... Bu rollerin yeniden fabrika ayarlarına dönmesi gerekiyor.

1 NİSAN ŞAKASI GEL DE ŞAKA GÖR
Farkındaysanız bu yıl 1 Nisan şakaları hiç güldürmedi. Zaten güzel şaka yapan da yoktu. İran’a açılan savaş yüzünden tüm dünya toplumları olarak tadımız kaçık. Taraf tutmayanın da tuzu kuru değil. İstisnasız hepimiz etkileniyoruz. Bu hafta beni ağlarken güldüren bazı şeyler oldu ama... İran lideri Pezeşkiyan’ın Amerikan halkına hitaben yayınladığı dört sayfalık açık mektubu duymuşsunuzdur. Özetle “Düşman değiliz” diyordu. Ama tarihi önemi büyük, çok güçlü bir mektuptu. Onu görenler, “Sence Amerikan halkı dört sayfalık bu mektubu okuyabilecek seviyede olsaydı bugün bu savaş başlamış olur muydu?” yorumu yaptı. Hay siz çok yaşayın, e mi! Trump’ın kovduğu eski iç güvenlik bakanı Kristi Noem’in kocasının çok garip bir fantazisi olduğunu öğrendik. Adam balonlara su koyup memesi varmış gibi pozlar vermiş. Ardından Trump, Pam Bondi’yi adalet bakanlığından aldı. Bu kez gözler Bondi’nin kocasına çevrildi. “Odak Bondi’nin kocası” yorumları yapanlar… İlahi…
