Herkes ondan ‘moda kraliçesi’, ‘modanın imparatoriçesi’ diye söz eder. Onu bu tahta oturtan nedir, sırrı nedir biraz daha dikkatli inceleyelim... Anna Wintour’u tanımıyorsanız bile muhtemelen etkisini duymuş ve çok kez hissetmişsinizdir.

Kendisi Amerikan Vogue dergisinin 37 yıllık yayın yönetmeni(ydi). Son 40 yıldaki moda akımları onun kevgirinden geçmişti yani. Moda haftalarında ön sırada oturur, küt saçlı, dev güneş gözlüklü ikonik bir stili vardır. MET Gala denilen moda etkinliğini, Oscar’dan daha prestijli hale getirmiştir. Vogue’u bir dergi olmaktan çıkarmış, küresel bir moda otoritesi yapmıştır. 75 yaşındaki Anna, gücü nasıl inşa edeceğini ve ‘tuhaflıkların’ bu iktidarı nasıl besleyeceğinin kitabını yazmış bir kadındır çünkü. Londra’da bir gazete editörünün kızı olarak doğması, onun yayıncılık dünyasının içine doğuştan gelmesi anlamını taşıyor aslında. New York gece hayatının ve 70’lerin modasının içinde pişiyor. Harper’s Bazaar ve New York Magazine gibi önde gelen dergilerde editörlük yapıyor.

ÜÇ AYAKLI FORMÜL
1988’de Amerikan Vogue dergisinin başına geçmesi, modada bir milat oluyor. Çünkü o dönem Vogue’un eski gücünü yitirdiği bir dönem. Dergiyi küllerinden doğuruyor diyebiliriz. İlk kapağıyla ‘mührünü’ basıyor. Bir süpermodeli ilk kez kot pantolonla kapağa taşıyor. Devrimlerine devam ediyor. Süpermodeller yerine Madonna gibi ünlü yüzleri kapak yapıyor, Madonna’yı sokakta kot pantolonla çekiyor. Yani ‘kapak kızı’nı, çarpıcı güzellik olmaktan öteye taşıyıp sembolik hale getiriyor... Her kapağı küresel moda ve kültür akımlarına dair bir iz taşıyor. Her kapağın şartı; zarif, aykırı ve unutulmaz olma formülüne dayalı. Buraya kadar ilgiyle okuduysanız şimdi size bu ‘cadı kılıklı’ kadının büyüsünün nereden geldiğini anlatıyorum. Anna Wintour, sıradan bir yönetici değil. Müdanasız tuhaflıklarıyla biliniyor. Bu tuhaflıkları onun zırhı hatta. İnsanların “Arkamdan konuşmasınlar” diye imtina ettiği davranışları o tam tersi, arkasından konuşulmasını umursamadan yapıyor.

‘AYKIRILIK KREDİSİ’
Her sabah 6’da kuaförü evine gidip saçına jilet gibi fön çekiyor. Küt kesimini koruyor. Siyah gözlüklerini hiç çıkarmıyor. Böylece bakışlarını kimse takip edemiyor. Çalışanları topuklu ayakkabı giymek zorunda. Düz ayakkabı, onun ‘sarayında’ bir saygısızlık. Çorap külliyen yasak. Nefret ediyor. Asla bir çorap kadını değil. Bunların hiçbirini de kapris olsun diye yapmıyor. Bunların hepsi, birer ‘güç ritüeli.’ Otoritesini nasıl meşrulaştıracağının bir stratejisi. Buna ‘aykırılık kredisi’ (idiosyncrasy credit) deniyor. Bu krediyi yalnızca güçlü insanlar, sıra dışı davranışlarını normalleştirmek için kazanıyor. Tuhaflıkları, “Burada kuralları kimin koyduğunu bil” mesajı taşıyor. Ofiste cüzdanını unuttuğunda arkasından seslenen olunca refleks olarak bile dönmeyen bir kadın. Elini arkaya doğru uzatıp birinin ona cüzdanı uzatmasını beklediği hikayesi, medya dünyasında bir efsane olarak anılıyor.

Kişisel serveti tahminen 50-70 milyon dolar. Ama milyar dolarlık bir medya değeri var.
TAHTINA VARİS YOK
Her zaman gittiği restoranda, az pişmiş bifteğini vaktinde getirmeyen garsona dünyayı dar ediyor. MET Gala’da yalnızca en güzel asistanını çalıştırıyor. Çoğu iş arkadaşını potansiyel rakibi görüyor. Ona yakın kalmayı başaranlar, sadece koltuğuna göz dikmemiş olanlar. Ve Anna’nın güven sınavını geçerse hepsi bir gün mutlaka bir yere geliyor... Zaten Anna ikonikleştirdiği bu yayın yönetmenliği pozisyonundan ayrılırken bile onu kimseye devretmiyor... Başta bu nedenle paranteze aldım. Artık şirketinin küresel içerik sorumlusu ve Vogue’un dünya genelindeki editöryal direktörü. Yani ipler hâlâ onun elinde. Yerine gelecek kişinin unvanı editöryal içerik sorumlusu olacak. Babadan gelen gazetecilik genleri, gençlikten gelen gece hayatı, iş hayatında kazandığı ve İngiliz kültüründen gelen soğukkanlı yönetim becerileri... Anna Wintour’un hikayesi, tuhaflıklarıyla büyüyen, gücü tutkuyla isteyen bir kadının nasıl moda dünyasını ele geçirdiğinin özeti.
