
Bir zamanlar her yazın marşı sayılacak şarkılarımız vardı, ne oldu onlara? Hem yerel hem küresel şarkılarımız olurdu. 2010 yazını düşünün. Shakira’nın Dünya Kupası şarkısı Waka Waka her yerdeydi. 2013’te Get Lucky vardı. 2017’de Despacito’yla coşuyorduk. Bu yaz da Dünya Kupası var ve Shakira yine şarkı yaptı. Normalde Dünya Kupası varsa Shakira’nın sesi yazın fon müziği olurdu. Bu şarkıları özellikle açıp dinlemiyordunuz. Onlar sizi buluyordu. Araçlarda, plajda, düğünde, radyoda, kafede, ekranlarda. Aynı melodiye maruz kalıyorduk. Türkiye’de de hatırlayın Serdar Ortaç’ın şarkı çıkarması, Fedon’un suya atlaması gibi yazın geldiğine delaletti. Hande Yener, Murat Boz, Demet Akalın sesiyle geçen yazlarımız olurdu. Şarkının iyi olup olmamasının bir önemi de yoktu ayrıca. 2025 ve 2026’yı düşünün. Hepimizin aynı anda mırıldandığı tek bir şarkı olmadı. 2024’te sadece Sabrina Carpenter’ın Espresso şarkısı biraz fazla dolaşımdaydı. Ama o kadar küreselleşemedi. Bence bunun nedeni müzik endüstrisinin eskisi kadar iyi şarkı üretememesi değil.

ORTAK HAFIZAMIZ
Sorun, algoritmaların ‘fazla iyi’ çalışmasından kaynaklanıyor. Ne demek istiyorum? Eskiden algoritmalar, hoşumuza gidecek içerikleri hepimize öneriyordu. Şimdi ise herkese ayrı bir evren örülüyor. Terzi işi bir internet dünyasının içinde yaşıyoruz. Hepimizin karşısına farklı videolar ve içerikler çıkıyor. Aynı şehirde yaşayan iki insanın dijital dünyası hiç kesişmeyebiliyor. Dolayısıyla duyduğumuz müzikler de farklı. Aynı şarkıyı milyonlarca insan aynı anda dinlemiyor artık. Yani milyonlarca insanın yaz mevsimi hatırasında ortaklık yaratan bazı özellikler kayboluyor. Bu kötü bir şey mi? Tartışmaya açık. İlk bakışta ideal gibi görünüyor. Herkes kendi zevkine uygun içerikle eşleşiyor gibi. Ama bunun görünmeyen bir bedeli var. Birincisi herkes kendi ‘yankı odası’na hapsoluyor. İkincisi de ortak kültürel hafızamızı kaybediyoruz. Lazım mı bu ortak kültürel hafıza peki? Evet. Çok lazım. Aynı şeyi modada, sinemada, haber tüketiminde, hatta dilin kendisinde bile görüyoruz, göreceğiz. Ortak referanslarımızın azalması, bizi bir arada tutan şeylerin azalması demek. Ortak an(ı)larımız sessizce elimizden alınıyor...

AŞIRI FRANSIZ BİR TARTIŞMA
Avrupa bu yaz yeni bir kriz yaşıyor. Isı kubbesi, Omega bloğu ya da ejderha sıcağı olarak duyduğunuz sıcak hava dalgası krizi. Aslında bu durum meteorolojik bir olay olmanın ötesinde adı konulmaya çalışılan yeni bir çağ gibi. Adı ne olursa olsun sonucu çok trajik. İnsanlar zamansızca can veriyor... En çok kaybı verenlerden biri de Fransa. Ama Fransızlar sıcağa diğer insanlardan daha dayanıksız olduğu için değil, daha çok klimasızlıktan ölüyor. Avrupa’nın en gelişmiş ülkelerinden birinden söz ediyorum. Kamusal alanların çoğunda klima yok. Bu durum ülkede şu an en büyük tartışmalardan biri. Hatta politik bir tartışma. Belli bir kesim klimanın artık bir konfor veya lüks değil temel ihtiyaç olduğunu savunuyor. Bir diğer kesim de her yere klima kurmanın enerji tüketimini artıracağını, şehirleri daha da ısıtacağını iddia ediyor.

KLİMASIZ DİRENİŞ
İyi de... Fransa, elektriğin büyük bölümünü nükleer enerjiden üreten bir ülke. Yani karbon emisyonu açısından Avrupa’nın en avantajlı ülkelerinden biri. Bu kadar nükleer enerji, klima kullanılmayacaksa neden üretiliyor? İnsanlar sıcaktan ölürken artık klima ahlaki veya ideolojik bir mesele değildir. Bu tartışmayı görünce aşırı gelişmişliğin getirdiği dezavantajları fark ettim. Yani Avrupa’nın fazla gelişmişliği ve sanayisi, onu en çok ısınan kara bölgesi haline getirdi ve dünya ısındıkça birçok Avrupa ülkesinde yaşamak zorlaşacak... Fazla gelişmek, yaşam kalitesini düşüren bir şey oldu ve kendilerine karşı silaha döndü resmen. Ayrıca medeniyet, teknolojiyi reddetmek, insanı doğanın karşısında suçlu ilan etmek de değildir. İnsanı yaşatmanın en üstün yollarını üretebilmektir. Yani bu yaşanan hava krizi aslında bir tür postmedeniyet krizine dönüşmüş durumda.

ANGELINA JOLIE’Yİ 10 YIL BEKLETEN HAYAT
Angelina Jolie, 10 yıldır kimseyle flört etmediğini söylüyor. “Kimseyle çıkmadım, bir ilişkim de olmadı” diyor. 10 yıl önce, 2016’da Brad Pitt’ten ayrılmıştı. Sonra ona resmen savaş açtı. Çocuklarının velayetini paylaşmamak için 10 yıl sürdürdü bu savaşı. Bu süreçte çocuklarına odaklandığını söylüyor. Ben bir kadın olarak şunu rahatlıkla diyebilirim ki Angelina bu kadar süre boyunca Brad Pitt’le halen bir umudu olduğuna inanmış. Zaten onunla yok çocuk velayeti yok şato satışı davası derken hukuki süreçleri bu kadar uzatması ve her seferinde el yükseltmesinin nedeni Brad’i ‘oyunda’ tutmak ve hayatının bir parçası olmaya devam etmekti. Tüm dünyanın gözü önünde yaptı bunu. Geçen ay Angelina’nın Brad’le barışmak için bu kadar maraz çıkardığına dair yeni bilgiler sızmıştı. Başından bu yana kabak gibi belliydi bu. Kendini çocuklarına adamıştır, evet. Ama esas motivasyonu çocukları olsaydı onları babalarına düşman etmezdi... Yeme bizi Angie.
