
Komik olmayan şakalara karşınızdaki üzülmesin diye ya da sizden daha yetkin biri diye güldüğünüz oluyor mu? Birilerinin yardım ihtiyacına onlar talep etmeden gönüllü oluyor musunuz? Bir hediyeyi beğenmiş gibi yapıyor musunuz? Fikrinizi ortaya koyduğunuz bir mesajda kullanacağınız emojiyi bile uzun uzun düşünüyor musunuz? En sevdiğiniz renk sorulduğunda kararsız kalıyor musunuz? Psikologlara göre ‘fawn tepkisi’ yaşıyor olabilirsiniz. Bu kavram son yıllarda ortaya çıktı. İlginç olan şu ki bu tepki her zaman tehdit altında ortaya çıkmıyor. Kişi, gerçek duygularını ifade etmesi halinde birinin öfkesini ya da zalimliğini tetiklemekten korktuğu için kendini geri çekiyor. Zaten fawn, geyik yavrusu demek. Yavru geyikler de tehlike hissedince sessizleşir, uyum sağlar diye. Fawn tepkisi, mükemmeliyetçilik, kendini küçümseme, işkoliklik, aşırı harcama, yanlış romantik seçimler gibi sonuçlar doğurabiliyor. Klinik psikolog Ingrid Clayton ve psikoterapist Meg Josephson’a göre bu tepkinin kökeni çoğu zaman çocuklukta.
SEVDİĞİN KADAR İYİSİN
Duygusal olarak dengesiz ailelerde büyüyen çocuklar, güvende kalmak için uyumlu olmayı öğreniyor. Bedeli ise ileride ortaya çıkıyor. Akademik olarak başarılı oluyorlar ama evden ayrıldıklarında yine yıkıcı ilişkilere ve alışkanlıklara sürükleniyorlar. Kişi kendini sevmekte zorlanıyor. Değerini başkalarının onayına bağlıyor. (Sosyal medyada başkalarının onayına muhtaç yaşayan insanlara ne kadar da benziyor, değil mi?) Biz kültürel olarak iyiliğe, nezakete mütemayil olmuşuzdur. Yani her iyiliği, travmayla açıklamak da doğru değil. İyilik ve travma arasındaki fark basit bir yerde ortaya çıkıyor. Bir iyilikten, nezaketten sonra kendinizi yorgun, beklenti içinde veya görünmez hissediyorsanız, orada bir zorunluluk vardır. İyilik, ahlaki bir üstünlükten önce kapasite meselesidir. Kendini sevme kapasitesiyle ilgilidir. Çünkü sevgi, kendinizden başka bir şeyin de gerçek olduğunu fark edebilme becerisi ister.

HER SUÇU AİLEYE ATAN KUŞAK
David Beckham’ın oğlu Brooklyn Beckham, Kral Charles’ın oğlu Prens Harry... Ortak noktaları, ABD’ye taşındıktan sonra devrelerinin yanması ve ailerine düşman kesilmeleri. Halbuki her şeyi soyadlarına borçlular. Hayatta zorlandıkları noktada suçu ailelerine, çocukluk travmalarına attılar. Harry aldığı tuhaf terapiler sonrası bu noktaya geldi. Araştırmalara göre genç yetişkinlerin yüzde 60’ı, ailelerinin normal hatalarını ‘travma’ olarak tanımlıyor. Psikologlar, bunun duygusal olgunluğu geciktirdiğini söylüyor. Her acı verici çocukluk anısı, travma değildir. Her aile hata yapar. İnsani kusurlarla istismar aynı değildir. Hatalar, büyümenin parçasıdır. Anne babalar, kendi çözülmemiş yaralarını yönetirken bir yandan çocuk büyütmeye çalışan, doğru bildikleriyle ellerinden geleni yapan kusurlu insanlardır. Yani her insan kadar kusurlulardır. Hayattaki tüm acılar ve başarısızlıklar dışarıya yüklendiğinde, kişinin içsel büyümesi durur. Yeni nesil terapistlerin aileyi suçlama icadı, bir neslin olgunlaşmada gecikmesine mal oluyor.

HALI, KİLİM VE MENDERES
Yunan mitolojisine atfedilen bir efsaneye göre Meander, Pessinus kentine karşı savaş açar. Zafer kazanması halinde kendisini ilk tebrik edenleri tanrıların anasına kurban edeceğini söyler. Kazanınca sözünü tutar. Ama ilk tebrik edenler annesi, kız kardeşi ve oğlu olur. Meander adağını yerine getirir ama kendini de nehre atar. Ondan sonra nehir düz akmaz. Büyük Menderes Nehri, adını ondan alır. Anadolu’dan çıkıp Ege’ye, yani batıya dökülen nehir, yön değiştirerek kıvrımlı bir hatta akar. İşte bu hat, yön değiştirerek ama kökünden kopmadan ilerlemenin simgesi sayılır. Anadolu halı ve kilimlerinde ve dünyanın birçok yerindeki fayans döşemelerinde karşınıza çıkar. Anadolu kilimlerinde koçboynuzu, yıldız, akrep, bereket ve koruma figürleriyle kullanılır. Motifler süs olduğu kadar, tarihi bir hafızayı da taşır. Bugün, tasarım dünyası artık ürünlerin değil; motiflerin anlattığı bu hikayelerin peşinde. O nedenle Alman spor giyim markası Adidas, kendisi de Almanya’da bir göçmen ailede büyüyen Türk tasarımcı Bünyamin Aydın’la gücünü birleştiriyor. Aydın ve eşi Suudi Arabistan kökenli tasarımcı Lamia Al-Otaishan Aydın, kişisel göç hatlarını temsil eden motifleri spor ayakkabı tasarımlarına yansıttı. Aydın, tasarımlarında Anadolu’ndan Avrupa’ya göç hikayesine gönderme yapan Menderes gibi halı ve kilim desenleri kullanmasıyla bilinen bir isim. Al-Otaishan ise, Al Sadu dokuma geleneğinden beslenerek göçebe yaşamdaki kadınların geliştirdiği desenleri kullanıyor. Yer değiştirirken kimliğini korumaya dair bilinci, giyime taşıyorlar.
