Yapay zeka yaygınlaştıkça insan üretimini mumla arar hale geliyoruz. Özellikle medya ve sanatta. Bu da insan üretimini her geçen gün daha değerli hale getiriyor. Özellikle savaş ve işgal gündeminin olduğu bir dönemde insan üretimi olmayan (yani kaynağı gazeteciler ve denetlenebilir medya araçları olmayan) bilgilerle toplumlar yönlendirilmek isteniyor. Sanatsal yaratıcılıkta ise artık kabak tadı veren yapay zeka destekli eserler yerine insan elinden çıkanlar her zamankinden daha fazla hayranlık uyandırıyor. Büyük markalar CGI (bilgisayar tabanlı imgeleme) yerine yeniden gerçek sanatçılarla çalışmaya başladı bile! Çünkü insani yeteneklerle, hiçbir otonom destek almadan ortaya bir şey koymak, her zamankinden daha zor ve pahalı. Buraya kadar okuduysanız ve “İyi de bana ne bunlardan diyorsanız?” demeyin. Konu tam olarak sade vatandaşlarla ilgili bir meseleye dönüyor. İnsan üretimi lüks hale gelirse yani pahalanırsa, bundan en çok kim zararlı çıkar? Sade vatandaş... Örneğin telefon hizmeti alırken müşteri temsilcisine hızla bağlanabiliyor musunuz? Ya da bir başvurunuz insanlar değil de ‘sistem’ tarafından onaya muhtaç oluyor mu? İstemediğiniz sohbet robotları tarafından aramalarla veya mesajlarla taciz ediliyor musunuz?

YAPAY ZEKA YOKSULLARI DAHA ÇOK VURDU
Alacağınız herhangi bir hizmetle ilgili yetkiliye veya temsilciye ulaşma hızınız ne kadar yüksekse ve iletişim bilgilerinize ulaşmak ne kadar zorsa, o kadar zenginsiniz demektir. Plütokrasiye hoş geldiniz. Çağımızın ekonomik düzeni, yapay zeka teknolojisinin hızıyla plütokrasiye son sürat kaymış durumda. Pluto, servet, zenginlik demek. Krasi ise ‘kratos’tan geliyor. Güç, egemenlik, yönetim demek. “Serveti olan konuşur” düzenine deniyor. Çünkü yapay zeka teknolojisinin en olumsuz sonuçlarına en çok alt gelir grubu maruz kalıyor. Dünyada kamu hizmetlerinde de karar alma ve denetim süreçlerine yapay zeka her geçen gün daha çok entegre ediliyor. Bu bir yandan devletlerin kullandığı yapay zeka ve otomasyon araçlarının kalitesi konusunda ayrı bir rekabet alanı yaratıyor. Ama bir yandan da sistem tarafından yapılan olası bir hata vatandaşları savunmasız pozisyona düşürebiliyor. ABD’de sigorta şirketlerinin yaşlı hastaların taleplerini reddetmek için yapay zekayı kullanıp hizmetleri haksız şekilde yerine getirmediğine dair görülen davalar var. Dolandırıcılığı önlemek için geliştirilen bir sistemin masum 60 bin kişiyi suçladığının anlaşılması 3 yıl sürmüştü. Bu örneklerden çok var ve artacağını da göreceğiz, maalesef. Bu teknolojilere temkinle yaklaşmak ve insan faktörü içeren sistemleri korumak, neslimizi ve insanlık onurumuzu kurtarmak demek.

KİŞİ KENDİNİN MUADİLİ OLUR MU?
Muadil parfümler, koku pazarının büyük şirketleri için korku filmine döndü. Çünkü ciddi bir rekabet alanı yarattılar. Bunun en iyi örneklerinden biri de İngiliz parfümör Jo Malone’un Zara için ürettiği kokular. Hem erişilebilir hem de özel hissettiren bu ürünler büyük ilgi gördü. Ama sonra ne oldu? Jo Malone ve Zara, sektörün devi Estee Lauder tarafından dava edildi. Çünkü Jo Malone, kendi adını taşıyan markasını 1999’da Estee Lauder’a satmış, bağını 2006’da kesmişti. Rekabet etmeme süresi 2011’de dolunca Jo Loves adında başka marka kurdu. 2019’da Zara ile işbirliğine başladı. Yani bir bakıma muadil parfüm mutfağına geçti ve kendi iksirlerinin muadili olmaya başladı. Zara için son koleksiyonda “Jo Loves’ın kurucusu Jo Malone’un eseri” yazana kadar, yani isimsizce üretirken sorun yoktu. Ama bu ifade yüzünden Estee Lauder haksız rekabet davası açtı. Parfümlerin tüketiciyi yanıltıcı olduğunu söylüyor. Jo Malone da “Kendi adımı ve markamı kullanıyorum” diyor. İki tarafın da haklılık payı var. İnsanın kendi adı üzerindeki hakkı ne ölçüde devretmesi gerektiğine dair ibretlik bir hikaye.

İRAN’IN BÜYÜK VE KUTLU ZAFERİ
ABD’nin İsrail’e destek amaçlı başlattığı İran savaşında Avrupa Birliği ülkeleri ve NATO üyelerinin hiçbiri destek çıkmadı. Trump ağzından köpükler saça saça söylendi, tehditler savurdu ama kimse ‘sallamadı.’
Trump öyle büyük çuvalladı ve karizmayı çizdi ki Epstein skandalını unutturacağını sandığı savaşta istediğini alamayınca Epstein belgelerini yine gündeme aldı. O bile işe yaramadı.
Tüm dünya, terörizmin bir coğrafya veya özel bir inanç sistemiyle ilgili olmadığını, kimin barıştan kimin savaştan yana olduğunu öğrendi.
Savaş başlarken sadece İran Dışişleri Bakanı olan Dr. Abbas Arakçi, 40 günün sonunda tarihin en iyi diplomatlarından biri olarak anılır hale geldi.
Savaştan önce Nobel Barış Ödülü alan Venezuela muhalifet liderinin ödülünü hediye ettiği Trump, özgürleştirmeyi vaat ettiği bir halkın çocuklarını katletti, savaşın 39’uncu gününde de nükleer bomba atarak yok etmekle tehdit etti...
İran, Trump’ın kabadayılık dilini konuşmadı, adeta “Bir zorbaya nezaket dersi verme fırsatını” değerlendirdi.

