Hasan Paşa’nın hayat yolculuğu, 1825’te Çorum’un Kuşsaray Köyü’nde başladı. Babası bir demirci ustasıydı. O yıllarda demircilik, sadece bir zanaat değil, aynı zamanda fiziksel kuvvetin, dayanıklılığın ve ahilik geleneğinin bir parçasıydı. Hasan, çocukluğunu ve ilk gençliğini babasının yanında, demir döverek, kılıç yaparak geçirdi. Bu süreç, ona “muazzam bilek gücü” kazandırdı. Hasan Paşa’nın eğitim hayatı, dönemin şartları gereği sınırlı kaldı. Resmi bir medrese eğitimi almadı.
Hasan Paşa’nın hayatındaki kırılma noktası, askerlik çağına gelmesiyle yaşandı. Osmanlı ordusunun yeniden yapılanma sürecinde, Anadolu’nun gürbüz delikanlıları ordu için en önemli insan kaynağını oluşturuyordu. Hasan, kurada jandarma eri olarak İstanbul’a atandı. Kırım Harbi’nde gösterdiği üstün yararlılık, cesaret ve fiziksel dayanıklılık, komutanlarının dikkatini çekti. Okuma yazması zayıf olan, “alaylı” bir askerin yükselebilmesinin tek yolu, savaş meydanındaki başarısıdır. Kırım dönüşü, artık sıradan bir nefer değil, rütbe almaya hak kazanan, göğsünde harp madalyası taşıyan bir çavuştur.
Abdülaziz döneminde, saray çevresinde güvenilir, sadık ve güçlü askerlere ihtiyaç duyuluyordu. Hasan Paşa da bu profili tam anlamıyla karşılıyordu. Abdülaziz’in, bu sadık askeri sevdiği ve kolladığı bilinir. Abdülaziz’in, kimsesi olmayan Hasan Paşa’yı sarayda görevli, kendisinden yaşça büyük Hazinedar Usta Hacı Hanım ile evlendirdiği ve saray içinde ona dayanak sağladığı söylenir. Hasan Paşa’nın kariyerinin zirvesine çıkmasını sağlayan olay, henüz şehzade olan Abdülhamid ile karşılaşmasıdır.
Şehzade Abdülhamid, Maslak Kasrı’na giderken yolu muhafız Hasan Ağa tarafından kesilir. Hasan Ağa, aldığı emir gereği o yoldan kimseyi geçirmez. Şehzade kendisini tanıtıp “Ben, Veliaht Abdülhamid’im” demesine rağmen, istifini bozmaz ve tarihe geçen şu yanıtı verir: “Veliaht meliaht dinlemem, yassah!”. Şehzade, askerin sadakatinden etkilenir. Bu olay, Abdülhamid tahta çıktığında onu en kritik göreve getirmesinin temelini oluşturur. II. Abdülhamid tahta çıkıp, güvenlik gerekçesiyle Dolmabahçe Sarayı’ndan daha korunaklı olan Yıldız Sarayı’na taşınınca, Beşiktaş semti imparatorluğun en stratejik noktası haline gelir. Bu semtin güvenliği, doğrudan sarayın güvenliği anlamına geliyordu. Abdülhamid, semtin güvenliğini Hasan Paşa’ya verir.
Hasan Paşa ile özdeşleşen “Yedi Sekiz” lakabının kökeni, onun okuma yazma bilmemesine dayandırılır. Hasan Paşa, imza atamadığı için Arapça “yedi” ve “sekiz” rakamlarını yan yana yazıyor ve aralarına bir çizgi çekerek “H” harfini çağrıştıran bir şekil oluşturuyordu. Bu imza şekli, onun “Yedi Sekiz Hasan Paşa” olarak anılmasına neden oldu. 1878 yılı, Osmanlı İmparatorluğu için felaketlerin yılıydı. Bu kargaşa ortamında, İngilizlerin de desteğini alan Ali Suavi, akıl sağlığı yerinde olmadığı gerekçesiyle tahttan indirilen V. Murad’ı, tekrar tahta geçirmeye kalkıştı.
Ali Suavi, yaklaşık 200 kişilik silahlı bir grupla, 20 Mayıs 1878 günü Çırağan Sarayı’nı bastı. Baskın başladığında Hasan Paşa, Beşiktaş’ta bir berber dükkanında tıraş oluyordu. Silah seslerini duyunca, tıraşını yarıda bırakıp dışarı fırladı. O gün görev başında değildi ve üzerinde silahı yoktu. Saraya doğru koşarken Beşiktaş Karakolu’ndaki zaptiyelere de haber gönderdi. Saray kapısına vardığında, içeri girmek için kapıcıdan veya bir esnaftan kalın bir sopa kaptı. Bu sopa, imparatorluğun kaderini belirleyen silah oldu! Hasan Paşa, tereddüt etmeden kalabalığın arasına daldı. Elindeki sopayı isyancıların lideri Ali Suavi’nin kafasına indirdi. Darbenin şiddetiyle Ali Suavi oracıkta can verdi. Liderleri ölen isyancılar paniğe kapıldı.
Hasan Paşa, ölen bir nöbetçinin tüfeğini alarak diğer isyancıları da etkisiz hale getirdi. II. Abdülhamid, bu hizmetinden dolayı Hasan Paşa’ya “Müşir” (Mareşal) rütbesi verdi. Hasan Paşa, Ali Suavi’yi öldürdüğü sopaya, “Mehdi” (Kurtarıcı) adını verdi. Bu sopayı Beşiktaş Karakolu’nun duvarına astı. Hasan Paşa, karakola getirilen suçlulara bu sopayı gösterir, “İhtilali bastıran sopa budur, gerisini sen düşün” mesajını verirdi.
