Selahattin Pınar’la evliliklerindeki saadet, Afife Jale’nin bastıramadığı tiyatro özlemi ve nükseden kronik baş ağrılarıyla sarsılmaya başladı. Bozulan sağlığı nedeniyle sahnelere tam anlamıyla dönemeyen Afife, teselliyi uyuşturucu maddelerin sahte çözümünde aradı. Suriyeli bir eczacı, uyuşturucu temin etme karşılığında Afife Jale’yi kendine bağımlı hale getirdi. Afife Jale, morfin bağımlılığından bir türlü kopamıyor, bazen odasına kapanıyor, saatlerce çıkmıyordu. Selahattin Pınar onun davranışlarının giderek garipleştiğinin farkındaydı ve eşinin öğle uykusuna çekildiği bir gün, odasının anahtar deliğinden içeri baktığında, Afife’nin damarına morfin şırınga ettiğini gördü.
Selahattin Pınar, onu bu bataktan kurtarabilmek için çırpınmaya başladı, tüm maddi imkanlarını tedavi yollarına harcadı. Ancak Afife’yi kurtarma çabası, Pınar’ı psikolojik olarak tüketmeye başladı ve kendisi de morfin tuzağının eşiğine geldi. Eşinin kendi yüzünden adım adım mahvolduğunu gören Afife Jale, büyük bir fedakarlık örneği göstererek Pınar’a yalvarmaya başladı: “Terk et beni, yoksa sen de mahvolacaksın; bırak beni gideyim.” Selahattin Pınar, bu çaresizlik karşısında daha fazla direnemedi ve yaklaşık altı ay sonra evi terk etmek zorunda kaldı.
Çift, 1935’te boşandı. Boşanmanın ardından her iki sanatçı için de ruhsal anlamda son derece yıkıcı bir süreç başladı. Ayrılığın ardından Selahattin Pınar, yaşadığı derin vicdan azabı ve dinmeyen aşk acısıyla Türk musiki tarihinin en hüzünlü eserlerini vermeye başladı. Bu dönemin en dikkat çeken eseri, “Nereden Sevdim O Zalim Kadını” şarkısıdır. Afife Jale, boşanmanın ardından kimsesiz ve beş parasız kaldı. İstanbul’un tenha parklarında yatıp kalkan, aşevlerinde karnını doyuran sanatçı, eski eşinin kendisinin ardından yazdığı şarkıları dinleyerek sessizce ağladı. Selahattin Pınar ise yaşadığı büyük ayrılık acısını dindirmek amacıyla aceleyle gerçekleştirdiği ve hiçbir duygusal bağ kuramadığı bir evlilik denemesi yaşadı. Ancak bu evlilik fazla uzun ömürlü olmadı ve kısa sürede boşandı.
1939’da, kendisinden yaşça küçük olan Seyyare Atıfet Pınar Hanım ile evlenerek ömrünün sonuna kadar onunla yaşadı. Ancak bu evlilikte de hiçbir zaman eski şen şakrak haline dönemedi, kendini alkole verdi. Atıfet Hanım, eşinin içindeki Afife aşkının hiçbir zaman sönmediğini bilerek bu sessiz hüzne ortak oldu. Seyyare Atıfet Pınar Hanım, hayatının son yıllarında verdiği röportajda şunları söyledi: “Selahattin Pınar’a yirmi iki yıl ilham verdim. Ancak şu gerçeği her zaman kabullendim; o en güzel şarkılarını Afife Jale için yazdı.” Afife Jale, hayatının son yıllarında sokaklarda ve sefalet içinde yaşadıktan sonra, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırıldı.
Hastanenin morfinmanlar koğuşunda tedavi gören sanatçı, 24 Temmuz 1941 tarihinde henüz 39 yaşındayken hayata gözlerini yumdu. Cenazesine yalnızca altı kişi katıldı; ölümü, gazetelere haber bile olmadı. Kazlıçeşme Mezarlığı’ndaki kimsesizlerin gömüldüğü alana defnedilen sanatçının mezar yeri, zamanla toprak dolgu altında kalarak kayboldu. 2023’te araştırmacı Boğos Çalgıcıoğlu ve harita mühendislerinin katkılarıyla, mezarın bulunduğu yer sembolik olarak saptandı.
Afife’nin ölüm haberinin ardından adeta yaşayan bir ölüye dönüşen Selahattin Pınar, son katıldığı radyo programında “Hatıralar” şarkısını seslendirdi: “Beni de alın ne olur koynunuza hatıralar, dolanıp kalayım bir an boynunuza hatıralar.” Bu programdan kısa bir süre sonra, 6 Şubat 1960’ta, Kadıköy’deki müdavimi olduğu Todori Meyhanesi’ne giden Pınar, doktorların yasakladığı ne varsa sipariş etti ve içkisini yudumlarken geçirdiği bir kalp krizi sonucu 58 yaşında vefat etti. Son yolculuğuna mezarlıkta kendi bestesi çalınarak uğurlandı: “Söndü yadımda akisler gibi aşkın seheri.” Selahattin Pınar’ın Afife Jale aşkı ve bu aşkın yarattığı yıkım, klasik Türk musikisine yön veren ve günümüzde hâlâ klasik kabul edilen çok sayıda ölümsüz eserin doğmasına zemin hazırladı…
