Viyana, Osmanlı İmparatorluğu tarafından tarihinde iki kez kuşatıldı. Birincisi 1529’da Kanuni Sultan Süleyman tarafından, ikincisi ise 1683’te Merzifonlu Kara Mustafa Paşa tarafından Viyana’ya iki sefer düzenlendi. Her iki kuşatmada da tarafların büyük kayıpları oldu. İkinci kuşatma sonrasında ağır darbe alan Osmanlı İmparatorluğu’nun geri çekilişi, Viyanalılar tarafından yenilgi olarak kabul edildi ve bu yenilgiyi ölümsüzleştirmek adına Aziz Stephan Katedrali’ne Osmanlı askerinin ayaklar altına alındığı bir heykel yaptırıldı.
Aziz Stephan Katedrali, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuşatmaları sırasında Viyana halkı için sığınak görevi üstlendi. Halk savaştan korunmak için katedralin içinde uzun süre kaldı. Birçok savaşa tanıklık eden katedral, Viyana’nın özgürlük sembolü haline geldi. İkinci kuşatmada geri çekilen Osmanlı İmparatorluğu’nun arkasında bıraktığı metal eşyaların toplanması ve toplanan metal eşyaların eritilmesi ile Türk Çanı olarak da bilinen “Pummerin Çanı” yaptırıldı. 1147’de inşa edilen Aziz Stephan Katedrali, Avusturya’nın başkenti Viyana’nın en önemli simgesidir. Katedralin iki kulesi bulunuyor. Uzaktan bakıldığında göze ilkin 137 metrelik güney kulesi çarpıyor. Kuzey kulesinin inşaatı 1511’de 68 metreye ulaşıldıktan sonra durduruldu.
137 metrelik güney kulesi tarih boyunca hem dini hem de siyasi sembol haline dönüştürüldü. İnşası 1433’te tamamlanan güney kulesi, Avrupa’da o güne dek yapılan en yüksek yapıdır. 18. yüzyılın askeri dehası Prens Eugen’in mezarı da katedralin içerisinde yer alıyor. II. Viyana Kuşatması’nda Osmanlı’yı püskürten general, Osmanlılara mağlubiyet tattıran tek Avusturyalı olarak anılıyor. Avusturyalılar, II. Viyana Kuşatması sonrasında ele geçirdikleri Türk toplarını ve demir silahları eritip, katedralde çan olarak kullandı. Aziz Stefan Katedrali’nin 770 basamaklı çan kulesi üzerinde altın top ve bunun üzerine Türk alameti olarak koyulan hilal, güneş ve yıldız alametleri bulunuyor.
Aziz Stefan Katedrali’nin güney kulesinin inşası tamamlanınca kulenin ucuna alem olarak önce haç takıldı. Ancak bu haçın ömrü 1514’te kuleye düşen yıldırım nedeniyle pek uzun sürmedi ve yerine 1519’de ay-yıldız yerleştirildi. Kuleye sonradan neden haç değil de ay-yıldız yerleştirildiği sorusunun pek çok farklı yanıtı bulunuyor. Viyana halkı arasında, özellikle I. Viyana Kuşatması sonrası çıkan söylentilere göre ay-yıldızın kuleye alem olarak takılması bizzat Kanuni Sultan Süleyman’ın talebiymiş.
Şu anda Viyana Şehir Müzesi’nde sergilenen bu devasa ay-yıldızın akıbeti de kulenin tepesine yerleştirilmesi kadar ilginç. 1682’de Türklerin Viyana’yı tekrar kuşatacağı belli olunca İmparator I. Leopold, ‘eğer Tanrı Viyana’yı bu büyük Türk belasından muhafaza ederse kulenin alemini haç ile değiştireceğim’ diyerek ant içmiş. Fakat kule alemi II. Viyana Kuşatması sona erince değil, üç yıl sonra yani Budin’in 1686 yılında Türklerden geri alınmasıyla indirilmiş ve yerine haç takılmış. Neticede bu ay-yıldız 167 yıl boyunca kule alemi olarak kalmış ve orijinali sekiz kollu olan yıldızın iki uzun kolu eritilerek ay-yıldızın yerine konulacak haçın dökümünde kullanılmış.
Hilal sembolü üzerinde daha ilk görüşte dikkati çeken müstehcen bir ‘el hareketi’ figürü bulunuyor! 1686’da ay-yıldız kuleden indirildikten hemen sonra bakır oyma ustası Johann M. Lerch’e resmettirilen el hareketi ve Latince olarak kaydedilen “Süleyman’ın anısına” ifadesiyle birlikte 1529’un yani I. Viyana Kuşatmaşı’nın tarihi düşülmüş. Resmedilen el hareketinin herkesçe bilinen anlamını açıklamaya herhalde gerek yok!
