Nâzım Hikmet, annesi ile öğretmeninin evlenmesini engellemek amacıyla, Yahya Kemal’in siyah ince pardösüsünün cebine şu sert notu bıraktı: “Öğretmenim olarak girdiğiniz bu eve, babam olarak giremezsiniz!” Bu mektup, zaten evlilik fikrinden ve toplumsal dedikodulardan çekinen Yahya Kemal’i dehşete düşürdü. Yahya Kemal, Celile Hanım’ın evlenme arzusuyla yazdığı ısrarlı ve sevgi dolu mektuplara rağmen ondan uzaklaşmayı seçti; adresini en yakın dostlarından bile gizledi. İkilinin son bir kez bir araya gelip evlilik tarihi almaya çalıştıkları sırada, Nâzım’ın eve erken dönerek Yahya Kemal’in üzerine yürümesi, bu büyük aşkı geri dönülmez biçimde bitirdi. Yahya Kemal, hayatının sonuna kadar evlenmeyerek otel odalarında büyük bir yalnızlık içinde yaşadı ve bu büyük pişmanlığı ömrü boyunca taşıdı. Ünlü şiiri “Sessiz Gemi” sadece ölüm temasını değil, aslında Celile Hanım’ın Adalar vapuruna binip hayatından sonsuza dek çıkışını ağıtlaştırmasıdır.
Yahya Kemal öldüğünde evraklarının arasından, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci Garı’nda veda ettiği Celile Hanım’ın göğsünden koparıp verdiği iki kurumuş yaprak ve bir veda notu çıktı. Celile Hanım’ın hayatındaki en büyük trajedi, oğlu Nâzım Hikmet’in siyasi düşünceleri nedeniyle uğradığı haksızlıklar karşısında verdiği adalet mücadelesidir. Nâzım Hikmet, 1938’de askeri öğrencileri isyana teşvik ettiği iddiasıyla askeri mahkeme tarafından 28 yıl 4 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. Celile Hanım, oğlunu hapishanelerde kaybetmemek için dönemin en üst makamlarına tarihi mektuplar yazdı. 4 Haziran 1938’de Yenişehir’de Atatürk’e yazdığı mektupta, kendisini Enver Paşa’nın kızı olarak tanıttı ve davanın tarafsız bir heyet tarafından incelenmesini talep etti. Eğer oğlunun gerçekten suçlu olduğu kanıtlanırsa bir anne olarak bu cezaya razı olacağını ancak oğlunun sadece inançları yüzünden mahkum edildiğini savundu. Aynı şekilde, 12 Nisan 1939’da Mevhibe İnönü’ye yazdığı mektupta, “analık şefkatine” sığınarak, oğlunun cezaevi koşullarında ilerleyen rahatsızlıklarını dile getirdi ve adalet talep etti. Bu süreçte, dönemin milletvekili olan eski aşkı Yahya Kemal’e de oğlunun affı için nüfuzunu kullanmasını isteyen mektuplar yazdı ancak şairden hiçbir yanıt alamadı.
Nâzım Hikmet’in hapishanedeki on ikinci yılında başlattığı ölüm orucuna destek olmak amacıyla, Celile Hanım da ilerleyen yaşına ve fiziki engellerine rağmen açlık grevine başlama kararı aldı. Gözleri artık neredeyse tamamen görmez hale gelen sanatçı, 9 Mayıs 1950’de Galata Köprüsü üzerine çıktı. Haksız mahkumiyete karşı isyanını ve feryadını haykıran, üzerinde “Haksız yere mahkûm edilen oğlum Nâzım açlık grevindedir. Ben de ölmek istiyorum gece gündüz oruçluyum. Bizi kurtarmak isteyenler bu deftere adreslerini yazarak imzalasın” yazılı olduğu bir pankart açtı. Bu eylem, kolluk kuvvetleri tarafından “trafiği engellemek” gerekçesiyle sonlandırıldı ve Celile Hanım emniyete götürülerek savcılığa sevk edildi. Bu adalet mücadelesi sırasında yaşanan en acı olay ise tam da bu eylem esnasında gerçekleşti. Celile Hanım köprüde görmeyen gözleriyle çaresizce imza toplarken, bir dönem kendisini deliler gibi kıskanan, uğruna şiirler yazan eski aşkı Yahya Kemal Beyatlı köprüden geçmektedir.
Yahya Kemal, köprüde imza toplayan kadını gördü ancak siyasi risklerden çekinerek, bir zamanlar taptığı bu kadına bir imza dahi vermeden, kafasını çevirip hızla oradan uzaklaştı. Celile Hanım’ın gözleri artık görmediği için, hayatının en büyük aşkının ve kendisine sırt çeviren bu adamın yanı başından geçip gittiğini fark edemedi. Celile Hanım, ömrünün son yıllarını büyük bir yoksulluk ve yalnızlık içinde geçirdi. Hayatını sanata, özgürlüğe ve oğluna adayan bu kadın, 1956’da Ankara’da hayata gözlerini yumdu. Onun ölüm döşeğindeki en büyük acısı, uğruna gözlerini ve sağlığını feda ettiği biricik oğlu Nâzım Hikmet’in o sırada Türkiye’de bulunmamasıydı. Nâzım Hikmet, cezaevinden çıktıktan sonra maruz kaldığı baskılar nedeniyle ülkeyi terk etmek zorunda kaldı ve sürgünde yaşarken annesinin cenazesine katılamadı.
