Federal Soruşturma Bürosu (FBI) tarafından analiz edilen 63 vaka üzerinden elde edilen bulgular, saldırganların eylemden önceki haftalarda ve aylarda, niyetlerini doğrudan veya dolaylı olarak açık eden “sızıntılar” bıraktığını gösteriyor. Rapor, saldırganların yüzde 77’sinin eylemlerini planlamak için bir hafta veya daha uzun süre harcadığını ortaya koyuyor. Bu zaman dilimleri, aslında olaya müdahale edilecek fırsatlar sunuyor. Araştırmaya dahil edilen saldırganların yüzde 79’unun bir tür “garez” veya “mağduriyet” hissiyle hareket ettiği belirlendi. Bu garez duygusu, saldırganın dünyayı adaletsiz bir yer olarak görmesine ve bu adaletsizliğin intikamını şiddet yoluyla alması gerektiğine inanmasına neden oluyor. Garezlerin yüzde 90’ından fazlası kişisel niteliktedir. Bunlar arasında akran zorbalığı, taciz veya aile içindeki reddedilmişlik hissi yer alıyor. Özellikle dikkat çekici olan bulgu, bu mağduriyetlerin her zaman nesnel bir gerçeğe dayanmak zorunda olmamasıdır; saldırganın durumu “adaletsiz” olarak algılaması, eyleme geçmesi için yeterli motivasyonu sağlıyor. Saldırganların çevrelerine gönderdiği sinyaller, FBI raporunda “endişe verici davranışlar” olarak sınıflandırılıyor. Her bir saldırganın, eylem öncesinde ortalama beş adet gözlemlenebilir endişe verici davranış sergilediği tespit ediliyor. Bu davranışlar, saldırganın yakın çevresindeki bireyler tarafından fark edilebilecek türden ve müdahale için en somut ipuçlarını oluşturuyor. Bu davranışların yüzde 70’inden fazlası saldırıdan bir yıl öncesine kadar uzanan bir süreçte ortaya çıkıyor.
Bu veriler, saldırganların aniden eyleme geçtikleri teorisini çürütüyor. Bu süre, saldırganın çevresindekilerin aylarca süren bozulma sürecine aslında tanıklık ettiğini gösteriyor. “Sızıntı”, bir bireyin şiddet içeren niyetlerini, fantezilerini veya planlarını, hedef olmayan üçüncü bir tarafa doğrudan veya dolaylı olarak aktarması anlamına geliyor. FBI raporu, sızıntının aktif saldırganlar arasında, özellikle genç yaştaki saldırganlarda en yaygın göstergelerden biri olduğunu ortaya koyuyor. 17 yaş ve altındaki saldırganların yüzde 88’i eylem öncesinde niyetlerini bir şekilde sızdırıyor. Bu sızıntılar genellikle şu kanallar aracılığıyla gerçekleşiyor: Sözlü İletişim (Yüzde 95): “Herkes gününü görecek”, “Okulu havaya uçurmak lazım” gibi doğrudan veya imalı ifadeler. Fiziksel Eylemler (Yüzde 86): Silah çizimleri, mühimmat toplama, hedef listesi oluşturma. Yazılı İletişim (Yüzde 27): Günlükler, şiirler, denemeler veya veda notları. Çevrimiçi Davranışlar (Yüzde 16): Sosyal medya paylaşımları, blog yazıları, karanlık forumlardaki aktiviteler. Sızıntı davranışının temelinde, saldırganın hissettiği garez duygusunun ve planladığı eylemin yarattığı heyecanın dışa vurumu yatıyor. Birçok saldırgan, yapacağı eylemle kazanacağı “ün” veya “şöhret” için önceden zemin hazırlar.
Sızıntıların çoğu, saldırıdan günler veya saatler önce artış gösterse de bazı durumlarda bu işaretler yıllar öncesinden verilmeye başlanabilir. FBI araştırması, saldırganların çevresindeki en az bir kişinin endişe verici bir davranışı fark ettiğini ancak bu durumun yetkililere bildirilme oranının yüzde 41 gibi düşük bir seviyede kaldığını gösteriyor. İnsanların tehlikeyi sezmelerine rağmen neden sessiz kaldıkları, sosyal ve psikolojik faktörlerin birleşimiyle açıklanabilir. Aktif saldırganların 17 yaş ve altında olduğu durumlarda, saldırı alanı yüzde 88 oranında kendi okulları veya eski okullarıdır. Bu yaş grubundaki saldırganların davranışlarını fark etme olasılığı en yüksek olan grup, ailelerinden ziyade arkadaşları ve öğretmenleridir. Okullarda güvenliği sağlamanın yolu sadece fiziksel önlemlerden (metal dedektörler, güvenlik görevlileri) geçmiyor; daha sağlıklı bir okul iklimi yaratmak ve etkili bir “tehdit değerlendirme sistemi” kurmaktan geçiyor. Okul yönetimi, rehber öğretmenler, psikologlar ve okul güvenlik elemanlarından oluşan ekiplerin koordineli çalışması gerekiyor.
