Sadık Gültekin’le Doğru Tercihİsrail Türkiye'ye saldırabilir mi?

HABERİ PAYLAŞ

İsrail Türkiye'ye saldırabilir mi?

Orta Doğu, 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla, son on yılın en istikrarsız evrelerinden birinden geçiyor. 2024’ün Aralık ayında Beşar Esad rejiminin çöküşü ve ardından 2026’nın Şubat ayında ABD ile İsrail’in İran’a yönelik gerçekleştirdiği askeri operasyonlar, bölgedeki geleneksel denge mekanizmalarını kökten sarstı. Bu fırtınalı süreçte, Türkiye ve İsrail arasındaki ilişkiler, “husumetli müttefiklik” safhasından çıkarak “stratejik rekabet” ve potansiyel bir askeri sürtüşme zeminine evrildi. Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak yükselen otoritesi ve İsrail’in “mutlak caydırıcılık” arayışı, iki ülkeyi Suriye’den Doğu Akdeniz’e, Kızıldeniz’den istihbarat sahasına kadar geniş bir coğrafyada karşı karşıya getiriyor.

Haberin Devamı

ABD-İsrail ortak operasyonu, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in ölümüyle sonuçlandı ve bölgedeki güç dengelerini altüst etti. Bu savaşın Türkiye açısından en büyük riski, doğrudan hedef alınmaktan ziyade, sınır komşusu olan İran’ın istikrarsızlaşması ve bunun yaratacağı göç dalgası ile ilgili sorunlardır. İsrail kamuoyu için en büyük tehdit yüzde 80 oranında hâlâ İran iken, Türkiye daha çok “jeopolitik bir rakip” olarak algılanıyor. İsrail’in Türkiye’ye yönelik doğrudan, kasıtlı ve geniş çaplı bir saldırı gerçekleştirmesi mevcut şartlar altında “akıl dışı” ve “yüksek riskli” bir girişim olur. Türkiye’nin NATO üyeliği, İsrail için aşılması olanaksız bir siyasi barajdır. Bir NATO toprağına yapılacak saldırı, İsrail’in Batı ile olan tüm bağlarını koparması anlamına gelir. Türkiye, İsrail’in daha önce karşılaştığı devletlerden farklı olarak, devasa bir orduya ve gelişmiş bir savunma sanayisine sahiptir. Dolayısıyla karşı bir yanıt, İsrail için yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Aslında iki ülke arasındaki en büyük risk, Suriye sahasında veya Doğu Akdeniz’de yaşanacak bir askeri temastır. İsrail’in Suriye’deki operasyonları sırasında Türk birliklerini vurması veya Doğu Akdeniz’de sondaj krizinde çıkacak bir çatışma, olayları kontrol edilemez bir noktaya taşıyabilir. Ancak doğrudan bir askeri saldırı yerine, İsrail’in Türkiye’ye yönelik “dolaylı istikrarsızlaştırma”, “siber saldırılar” veya “etnik unsurları kışkırtma” gibi yöntemlere başvurma olasılığı daha yüksektir. Türkiye, savunma sanayisini ve stratejik hazırlıklarını son yıllarda en üst seviyeye çıkarttı.

Haberin Devamı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın orta ve uzun menzilli füze üretimini artırma yönündeki talimatı, İsrail ile olası bir gerilimde en üst düzeyde caydırıcılık sağlıyor. Türkiye’nin Aselsan tarafından geliştirilen “Çelik Kubbe” hava savunma sistemi, 2026 itibarıyla devreye alındı. Bu sistem, İsrail’in “Demir Kubbe” sistemine karşı Türkiye’nin ulusal bir yanıtı olarak görülebilir. Ayrıca Türkiye’nin F-35 programına geri dönme ihtimali veya F-16 modernizasyonu, İsrail’in bölgedeki teknolojik üstünlüğünü sarsacak bir girişim olarak görülebilir. ABD, bir yandan Türkiye’yi NATO içinde tutmak ve F-16 modernizasyonu ile potada tutmak isterken, diğer yandan İsrail’in İran ve Suriye’deki operasyonlarına sınırsız destek veriyor.

Haberin Devamı

Rusya ise Esad sonrası Suriye’de varlığını korumak için Türkiye ve İsrail arasında bir “tampon” işlevi görmeye çalışıyor. İsrail, Suriye’nin güneyinde Türk varlığı yerine Rus devriyelerini tercih ediyor; bu da Rusya’ya bölgede vazgeçilmez bir dengeleyici rolü veriyor. Ortada yoğun bilgi ve dikkat gereken müthiş satranç kombinasyonları dolaşıyor. Mısır ve Suudi Arabistan gibi Arap güçleri ise Türkiye-İsrail rekabetini dikkatle izliyor; Gazze’de Türkiye’nin dışlanma planlarına karşı çıkarken, aynı zamanda Türkiye’nin bölgedeki aşırı yükselişinden de çekiniyorlar. Bu çok kutuplu yapı, Türkiye ve İsrail arasında doğrudan bir topyekün savaşı engelleyen en güçlü diplomatik bariyerdir.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder