Sadık Gültekin’le Doğru Tercih‘Kaderde ne varsa o gelir başa’

HABERİ PAYLAŞ

‘Kaderde ne varsa o gelir başa’

Osmanlı’nın korkusuz öncü birliği “Deliler”, sıra dışı kıyafetleri, psikolojik harp taktikleri ve cesaretleriyle düşmanı savaş başlamadan yıldıran efsanevi süvarilerdir. Deli adı verilen süvarilerden oluşan bu birlik, savaşlarda üstün cesaret göstermeleri ve farklı giyinme şekilleri nedeniyle bu isimle anılıyordu. Aslında kendilerine “kılavuz, rehber, keşif yapan” anlamına gelen “delil” ismi verilmesine karşın, cesur ve korkusuzca düşmana atılmaları nedeniyle halk arasında “deli” olarak anılırlardı. Düşmanın üzerine zırhsız gitmeleri, sayıca üstün birliklere tek başlarına saldırmaları ve vücut dilleri, onların “aklı başından giden” kişiler olarak nitelendirilmesine yol açtı; böylece “rehber” anlamındaki “Delil” ile “korkusuz” anlamındaki “Deli” kavramları, bu askeri sınıfın kimliğinde birleşti. Deliler, başıbozuk bir güruh değil, kendi içinde katı bir hiyerarşisi, eğitim disiplini ve komuta zinciri olan profesyonel bir askeri organizasyondur. Deli adını almalarının nedeni, gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmaları ve savaşlarda ordunun en ön saflarında çarpışmalarıydı. ‘Deliler’i dünya askeri tarihinde benzersiz kılan en önemli unsur, şüphesiz giyim kuşamları ve dış görünümleridir. Bu görünüm, bir moda anlayışının değil, düşman psikolojisini çökertmeyi hedefleyen hesaplı bir “görsel harp” stratejisinin ürünüdür.

Haberin Devamı

Deliler, kendilerini insan dışı, vahşi ve doğaüstü varlıklar gibi göstererek, düşmanın savaşma azmini daha ilk temastan önce yok ediyorlardı. Silah olarak eğri pala, kalkan, mızrak ve bozdoğan taşıyan Deliler, başlarına pars ya da benekli sırtlan derisinden yapılan tüylü miğfer giyerlerdi. Kalkanlarını da yine kuş tüyleriyle süsleyen Deliler’in giysileri aslan, kaplan ve tilki postundan, şalvarları da ayı ya da kurt derisindendi. Ayaklarına ise “serhatlik” denilen sivri burunlu mahmuzlu bir çizme giyerlerdi. Bayraklarında “Kaderde ne varsa o gelir başa” yazılıydı. Sonradan giysilerinde değişiklik yapıldı, 17. yüzyıldan itibaren başlarına bir arşın uzunluğunda siyah kuzu derisinden üstü sarıklı bir kalpak giymeye başladılar. Kıyafetlerinde siyah, kırmızı gibi koyu ve baskın renkler hakimdi. Ancak asıl odak noktası daima kürkler ve derilerdir. Zırh giymemeleri (veya çok hafif zırh kullanmaları), onların “ölümden korkmadıkları” mesajını verirdi. Bir şövalyenin kat kat çelik zırhının aksine, bir Deli’nin göğsünü siper etmesi, “beni koruyan zırhım değil, kaderim ve bileğimdir” görüşünün yansımasıdır. Bir rivayete göre de ıslatılmış mermer üzerine çıplak elle tokat atarak talim ederlerdi. İri yarı adamların ellerinde sadece bir kalkanla ve dahi kimi zaman o bile olmaksızın üzerlerine saldırdığını gören düşman askeri ne olduğunu anlayamadan, mermere meydan okuyan meşhur Osmanlı tokadıyla karşı karşıya kalır ve bunun nasıl bir şey olduğunu anladığında ya ölür ya da artık savaşamayacak denli sakat kalırdı. Osmanlı tokadı kavramı buradan çıkmıştır.

Haberin Devamı

Çoğunluğu Türk’tür ve Rumeli’de yaşayan halklar arasından seçilirlerdi. 16. yüzyılda Rumeli beylerbeyi, Semendere ve Bosna sancak beylerinin yönetiminde, 17. yüzyılın sonlarından itibaren de Anadolu vezir ve beylerbeylerinin yönetimi altında oldular. Altmışar kişilik “bayrak” adı verilen ocaklara ayrılırlar, seferlerde “Delibaşı” adı verilen komutanları tarafından yönetilirlerdi. 17. yüzyılın sonlarından itibaren, Osmanlı merkezi otoritesinin zayıflaması, seferlerin azalması veya başarısızlıkla sonuçlanması, Deliler’in statüsünü değiştirdi. Ganimet gelirlerinin azalması, Deliler’in geçim sıkıntısı yaşamasına neden oldu. Savaş olmadığı zamanlarda Deliler, güçlerini sivil halka yöneltmeye başladı. 18. yüzyılda iyice bozulmaya başladılar. Bu süreçten sonra köylere saldırmaya başladılar, eşkıyalık faaliyetleri nedeniyle 1829’da II. Mahmud tarafından bu ocak lağvedildi. Direnenler cezalandırıldı, itaat edenler ise düzenli orduya entegre edildi.

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder