Sadık Gültekin’le Doğru TercihKaterina ile Baltacı arasında ne oldu?

HABERİ PAYLAŞ

Katerina ile Baltacı arasında ne oldu?

1699 Karlofça Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu için bir dönüm noktasıydı. Batı’da ilk kez büyük toprak kayıpları yaşandı ve imparatorluk, “fetih” politikasından “mevcut sınırları koruma” stratejisine geçmek zorunda kaldı. Ancak kuzeyde beliren yeni bir güç, bu savunma stratejisini tehdit ediyordu: Çar I. Petro (Büyük Petro) liderliğindeki Rusya Çarlığı... 1700 yılında imzalanan İstanbul Antlaşması ile Rusya, Karadeniz’e inme hayalinin ilk adımı olarak Azak Kalesi’ni ele geçirdi. Bu durum, Karadeniz’in bir “Türk Gölü” olma statüsünü sarstı ve İstanbul’da derin bir endişe yarattı. Rusya’nın Dinyeper Nehri boylarında kaleler inşa etmesi ve Kırım Hanlığı sınırlarını tehdit etmesi, Osmanlı’da kaçınılmaz bir savaşın habercisi olarak görülüyordu. Nitekim 20 Kasım 1710’da Osmanlı Devleti, Rusya’nın antlaşmalara aykırı hareketlerini gerekçe göstererek savaş ilan etti.

Haberin Devamı

Rus Çarı I. Petro, Balkanlardaki Hristiyan tebaanın Osmanlı’ya karşı ayaklanacağını ve kendisine destek vereceğini umuyordu. Bu umutla, lojistik destek hatlarından uzaklaşarak Osmanlı topraklarının derinliklerine daldı. Ancak beklediği Hristiyan isyanı gerçekleşmediği gibi, erzak desteği de yetersiz kaldı. Rus ordusu, açlık, susuzluk ve hastalıkla boğuşurken, kendisinden sayıca çok üstün Osmanlı ve Tatar kuvvetlerinin arasına düştü. 18 Temmuz 1711’de Osmanlı ordusu, Rus ordusuyla temasa geçti. Kırım Tatarları, Rus ordusunun geri çekilme yollarını kesti, Osmanlı ordusu ise nehrin diğer tarafını ve tepeleri tuttu. Rus ordusu, bataklık ile Yeniçeriler arasında sıkıştı. Rus tarafında durum ümitsizdi. Mühimmat tükenmek üzereydi, askerler açtı ve en önemlisi su kaynaklarına erişim Osmanlı topçusunun ateşi altındaydı. Çar I. Petro, tarihinin en büyük felaketiyle karşı karşıyaydı. Kağıt üzerinde Osmanlı zaferi kesin gibi görünse de Osmanlı karargahında da işler yolunda gitmiyordu. Rus istihkamlarına yapılan ilk taarruzlar, Rusların yoğun tüfek ateşiyle püskürtüldü ve Osmanlı ordusu ciddi kayıplar verdi.

Bu durum, zaten yorgun olan Yeniçeriler arasında huzursuzluğa yol açtı. Baltacı Mehmet Paşa için en büyük kabus, Rusları yenememekten ziyade, kendi ordusunun isyan etmesiydi. Bir Yeniçeri isyanı, sadece seferin başarısızlığına değil, sadrazamın kellesinin gitmesine de neden olabilirdi. Bu psikolojik baskı, Baltacı’nın barış tekliflerine neden sıcak baktığının en önemli kanıtıdır. Popüler senaryoya göre, Rus ordusu yok olmak üzereyken, Çariçe Katerina gizlice Baltacı Mehmet Paşa’nın çadırına gider. Paşa’yı güzelliği ve kadınlığıyla etkiler, ona rüşvet olarak mücevherler sunar ve karşılığında Rus ordusunun kurtulmasını sağlar. Hatta cinsel birliktelik yaşandığı da ima edilir. Oysa Osmanlı devlet geleneğinde ve İslam hukukunda, bir sadrazamın, düşman tarafının bir kadınıyla, üstelik nikahsız olarak çadırında yalnız kalması mümkün değildir. Sefer sırasında sadrazamın çadırı yüzlerce koruma, katip ve paşalar tarafından çevrilidir. Böyle bir ziyaretin gizli kalması imkansızdır ve gerçekleşmesi durumunda sadrazam anında “iffetsizlik” ve “düşmanla işbirliği” suçlamasıyla idam edilirdi. Baltacı azledilirken suçlamalar “rüşvet almak” üzerinedir, “zina” veya “kadınla görüşme” suçlaması yoktur. Katerina, Rus kampındaydı ancak Osmanlı kampına hiç gelmedi. Dönemin savaş günlüklerinde, Rus elçilerinin geliş-gidişleri saat saat kayıtlıdır. Bu kayıtlarda Katerina’nın adı geçmiyor. Baltacı’nın çadırına gelen kişi, Şansölye Yardımcısı Baron Pyotr Şafirov’dur. Peki, bu söylenti nereden çıktı? Büyük bir zaferin kaçırılmasının yarattığı hayal kırıklığı, halk arasında “Mutlaka bir kadın parmağı vardır” şeklinde dedikodulara dönüştü ve zamanla bu dedikodular “tarihi gerçek” gibi algılanmaya başlandı. “Katerina ile Baltacı arasında ne oldu?” sorusunun tarihsel yanıtı şudur: Hiçbir şey!

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder