ABD’deki otoyol planlaması, 20. yüzyılın en büyük yapısal ırkçılık örneklerinden biridir. “İlerleme” ve “modernizasyon” söylemleriyle meşrulaştırılan bu projeler, siyahi toplulukların ekonomik birikimini, sosyal dokusunu ve sağlığını doğrudan hedef aldı. Bir milyondan fazla insanın yerinden edilmesi ve Afro-Amerikan zenginliğinin milyarlarca dolarlık kaybı, ABD’de bugün hâlâ devam eden ırksal servet farkının temel nedenlerinden biridir. ABD’nin modern kentsel yapısı, 20. yüzyılın ortalarında yürürlüğe konulan radikal altyapı projeleriyle şekillendi. Bu projelerin en büyüğü ve en etkili olanı “1956 Federal Yardım Otoyol Yasası”, ülkeyi birbirine bağlayan devasa bir otoyol sistemi vaat ederken, aynı zamanda Amerikan tarihindeki en derin toplumsal yaralardan birine neden oldu.
1956 tarihli yasa ve onu destekleyen kentsel yenileme politikaları, yüz binlerce Afro- Amerikalıyı evinden, işinden ve toplumsal köklerinden kopararak, “ilerleme” adı altında ırksal ayrımcılığın etkisi altında bıraktı. Otoyolların inşası, sadece ulaşım verimliliğini artırmakla kalmadı, aynı zamanda “kentsel çöküntü” olarak nitelendirilen siyahi mahalleleri haritadan silmek için stratejik bir silah olarak kullanıldı. 1949 ve 1954 tarihli Konut Yasaları, “gecekondu temizliği” ve “kentsel yenileme” gibi terimleri literatüre soktu. Kentsel yenileme, aslında “siyahi tahliyesi” anlamına geliyordu. Plancılar, otoyolları sadece trafik sorunlarını çözmek için değil, aynı zamanda istenmeyen nüfusları yerinden etmek için kullandı. Bu süreçte kullanılan yöntemler, kentsel alanların fiziksel olarak yok edilmesini ve bu alanların otoyollar, otoparklar veya elit konut projeleri için yeniden düzenlenmesini içeriyordu. 1956 tarihli yasa, eyaletlere otoyol maliyetinin yüzde 90’ını federal hükümetin karşılayacağı sözünü verdi, ancak bu fonun kullanılabilmesi için otoyolların şehir merkezlerinden geçirilmesi şartı koşuldu. Bu şart, banliyölerde yaşayan beyaz nüfusun şehir ve iş merkezlerine kolayca ulaşmasını sağlarken, yol üzerindeki Afro-Amerikan mahallelerinin feda edilmesine yol açtı. Otoyolların inşası için kullanılan temel yaptırımlardan en önemlisi, devletin kamu yararı adına özel mülkiyeti “istimlak” etmesiydi.
Anayasa’nın “5. Maddesi” adil tazminat ödenmesini gerektirse de siyahi mülk sahiplerine ödenen miktarlar genellikle mülklerin gerçek değerinin çok altında kaldı. Bu durum, nesiller boyu süren bir servet biriktirme sürecini durdurdu ve siyahi aileleri ekonomik uçuruma sürükledi. Federal Konut İdaresi, siyahi mahalleleri sistematik olarak yatırımdan mahrum bıraktı. Bankaların bu bölgelere kredi vermeyi reddetmesi, insanların maddi bakımdan çöküşüne yol açtı. Otoyolların ve park yerlerinin siyahi mahallelere yerleştirilmesi, bu toplulukları sadece ekonomik olarak değil, aynı zamanda fiziksel olarak da zehirledi. Otoyollardan kaynaklanan egzoz dumanı, gürültü ve madde kirliliği, bu bölgelerde yaşayan çocuklarda ve yetişkinlerde ciddi sağlık sorunlarına yol açtı. Otoyollar, beyaz orta sınıfın şehirden kaçışını hızlandırdı. Bu süreçte şehirler, yüksek vergi ödeyen sakinlerini banliyölere kaptırırken, şehir merkezinde kalan Afro- Amerikan toplulukları azalan kamu hizmetleri ve bakımsız altyapıyla baş başa bırakıldı. Otoyollar, banliyöleri zenginleştirirken şehir merkezlerini boşalttı. Son yıllarda, otoyolların ve parkların yarattığı tahribatı onarmak için federal ve yerel düzeyde bir takım iyileştirmeler yapılıyor. Ancak on yıllar boyu süren sistematik yıkımı telafi etmek için sadece otoyolları kaldırmak yeterli olmuyor. Otoyolların inşa edilmesi bilinçli bir siyasi tercihti; onları kaldırmak ve yarattıkları tahribatı onarmak da aynı derecede bilinçli ve kararlı bir siyasi irade gerektiriyor.
