Sadık Gültekin’le Doğru TercihNe olacak bu gençlerin hali?

HABERİ PAYLAŞ

Ne olacak bu gençlerin hali?

Türkiye’de toplumun temel sorunlarından biri haline gelen şiddet olgusu, son yıllarda hem niceliksel hem de niteliksel bir değişim göstererek artış eğilimini sürdürüyor. Özellikle gençler arasında yaygınlaşan bu saldırganlık sarmalı, sadece bireysel bir sapma değil, aynı zamanda ekonomik dalgalanmaların, aile yapısındaki dönüşümlerin, dijitalleşmenin ve adalet sistemine yönelik algıların bir bileşkesi olarak karşımıza çıkıyor. Yoksulluk, işsizlik ve gelir eşitsizliği gibi faktörler, bireyler üzerinde stres ve çaresizlik hissi yaratarak öfkenin şiddete dönüşmesine zemin hazırlıyor. Lise öğrencileri üzerinde yapılan araştırmalar, ailenin ekonomik durumu ile gencin şiddet eğilimi arasında doğrudan bir paralellik olduğunu ortaya koyuyor. Babanın işsiz olmasının, gencin şiddet eğilimini artıran kritik bir faktör olduğu saptanıyor. Şiddetin toplumda kök salmasının en temel nedenlerinden biri, bu davranışın aile içinde öğrenilmesi ve bir sorun çözme yöntemi olarak normalleştirilmesidir. Bireyler şiddeti gözlemleyerek ve model alarak içselleştirirler.

Haberin Devamı

Türkiye’de şiddetin kuşaklararası aktarımı üzerine yapılan analizler, bu döngünün dehşet verici boyutlarını ortaya koyuyor. Eşine fiziksel şiddet uygulayan erkeklerin oranı Türkiye genelinde yüzde 23 iken, çocukluğunda annesinin fiziksel şiddete maruz kaldığına tanıklık eden erkeklerde bu oran yüzde 51’e yükseliyor. Bu veri, şiddetin sosyal bir öğrenme sonucu nesilden nesile aktarılan bir “davranış kalıbı” olduğunu kanıtlıyor. Aile içindeki güvensiz ve çatışmacı ortam, empati yoksunu bireylerin yetişmesine neden oluyor. Ebeveyn tutumları da gencin şiddet eğiliminde belirleyici bir rol oynuyor. Demokratik anne-baba tutumları arttıkça gençlerdeki şiddet eğilimi azalıyor; otoriter, baskıcı ve aşırı koruyucu tutumlar şiddet eğilimini tırmandırıyor. Aile içinden kopukluk, çocukluk döneminde yaşanan tacizler ve yetersiz ilgi, gençlerin yasa dışı yollara ve şiddet unsurlarına yönelmesini kolaylaştırıyor. Okullar, gençlerin sosyalleştiği ana platformlar olmakla birlikte, şiddetin hem deneyimlendiği hem de yeniden üretildiği mekanlar haline geldi. Lise öğrencileri üzerinde yapılan saha çalışmaları, öğrencilerin şiddeti genellikle “dayak ve kavga” gibi fiziksel boyutlarıyla tanımladıklarını ve bu olayları en sık arkadaş ve okul ortamında yaşadıklarını gösteriyor.

Haberin Devamı

Öğrencilerin şiddet konusundaki algıları, medyanın ve toplumsal normların etkisiyle şekilleniyor. Bir araştırmada, öğrencilerin şiddet eğilimlerinin “orta” düzeyde olduğu ve şiddet yaşama konusunda ciddi bir risk grubu oluşturdukları ortaya çıktı. Dikkat çekici bir bulgu, öğrencilerin sınıfları ve yaşları ilerledikçe şiddet eğilimlerinin de artmasıdır. Özel okullar ve devlet okulları arasında yapılan karşılaştırmalar, sosyoekonomik farklılıkların şiddet türlerine yansıdığını gösteriyor. Her iki ortamda da şiddetin bir “iletişim tarzı” olarak kullanılması, eğitim kurumlarında çatışma çözme becerilerinin yeterince öğretilmediğinin bir kanıtıdır. Geleneksel medya araçlarının yanı sıra sosyal medya ve dijital oyunlar, şiddetin toplumda ve gençler arasında kanıksanmasında ana rol oynuyor. Şiddet içerikli filmler, diziler ve haber bültenlerinin günün her saati ekranlarda yer alması, bireylerde ve gençlerde bir “duyarsızlaşma” etkisi yaratıyor ve şiddeti yaşamın olağan bir parçası olarak algılatıyor. Bilişsel gelişimi henüz tamamlanmamış çocuklar ve ergenler için dijital dünyadaki şiddet, kurgu ile gerçeklik arasındaki sınırın bulanıklaşmasına neden oluyor. Araştırmalar, şiddet içerikli medya tüketiminin empati duygusunu zayıflattığını ve çocukları saldırgan yöntemlere yönlendirdiğini gösteriyor. Psikolojik açıdan şiddet, bazen bir “ifade tarzı” olarak ortaya çıkıyor. Kızgınlık veya hayal kırıklığı gibi duygularını kelimelerle ifade edemeyen, sorunlarının çözümü olmadığına inanan kişiler, kontrolden çıkan duygularını şiddet aracılığıyla dışa vuruyor. Şiddetin bir “yaşam biçimi” haline gelmesini engellemek, toplumsal barışın sürdürülebilirliği için bir tercih değil, zorunluluktur!

Haberin Devamı
Sıradaki haber yükleniyor...
holder