Putin’in, Trump’ın Pekin temaslarını tamamlayıp ayrılmasından dört gün sonra Çin’e gitmesi, ilk bakışta ikili ilişkilerin yıl dönümü kutlamalarıyla açıklansa da arka planda derin endişeler, enerji arzı güvenceleri ve stratejik dengeleri koruma gayesi barındırıyordu. Ortadoğu’daki ABD, İsrail/İran Savaşı, küresel petrol akışının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nın bloke edilmesine yol açarak dünya çapında ciddi bir enerji krizini tetikledi. Trump’ın Çin lideri Şi ile yaptığı görüşmelerde enerji krizi, Tayvan sorunu, ikili ticaret dengeleri ve Ukrayna savaşı masadaki en kritik başlıkları oluşturdu. Trump’ın Pekin’den ayrılmasının hemen ardından Kremlin’in harekete geçmesi, Moskova’nın küresel karar alma mekanizmalarında devre dışı bırakılma endişesini yansıtıyor. Her ne kadar Kremlin, Putin’in ziyaretinin şubat ayında planlandığını ve Trump’ın ziyaretiyle doğrudan bir bağlantısının bulunmadığını açıklasa da bu zamanlama bir gereklilikten kaynaklanıyordu. Putin’i, Trump’ın hemen ardından Pekin’e getiren en somut ve acil neden, Trump ile Şi arasında gerçekleşen iki saatlik kapalı kapı toplantılarının detaylarına yönelik doğrudan bir istihbarat arayışıdır.
Putin, Washington ile Pekin arasında Rusya’nın stratejik çıkarlarını doğrudan baltalayabilecek gizli bir mutabakatın yapılıp yapılmadığını yerinde doğrulamak istedi. Rusya, özellikle ABD’nin Çin üzerindeki baskıyı artırarak Rusya’ya yönelik ikincil yaptırımların sıkılaştırılması, çift kullanımlı askeri teknolojilerin ve bileşenlerin ihracatının durdurulması veya Çin bankalarının Rus finansal sistemiyle olan işlemlerini askıya alması yönünde bir taviz koparıp koparmadığını öğrenmeyi amaçladı. Putin, Pekin’e bizzat giderek Çin’in Rusya’ya sağladığı ekonomik ve diplomatik can simidinin gevşemeyeceğine dair Şi’den doğrudan taahhüt istedi. Putin’in acil Pekin ziyaretinin arkasındaki en kritik neden, Trump’ın Çin ziyareti sırasında duyurduğu enerji hamlesidir. Trump, Fox News’e verdiği demeçte, Çin’in “enerji ihtiyacını” karşılamak amacıyla Amerikan petrolü satın almayı kabul ettiğini açıkladı. Ukrayna’daki askeri operasyonlarını sürdürebilmek için bütçe gelirlerinin çok büyük bir kısmını Çin’e yaptığı enerji satışlarına bağlayan Rusya için bu gelişme, pazar payının kaybedilmesi riskini doğuran doğrudan bir tehdit olarak algılandı. Bu tehdide karşı Rusya, devam eden İran savaşı nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapanmasını kendi lehine bir koz olarak kullandı. Çin, normal şartlarda petrol ihtiyacının yüzde 90’ını yaptırımları ihlal ederek İran’dan ithal ediyor. Hürmüz Boğazı’nın bloke edilmesi Çin’i ciddi bir arz kesintisiyle karşı karşıya bıraktı. Nisan 2026’da Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov, Çinli yetkililerle yaptığı görüşmelerde, Rusya’nın Çin’in bu enerji açığını tamamen kapatabileceğini iletti. Trump’ın Pekin ziyareti sırasında Tayvan konusu en hassas başlık oldu.
Şi, ABD Başkanı Trump’a Tayvan konusundaki hatalı adımların iki süper gücü doğrudan çatışmaya sürükleyebileceği uyarısında bulundu. Trump ise yaptığı açıklamada, Tayvan için planlanan 14 milyar dolarlık rekor askeri yardım paketini onaylayıp onaylamama konusunda henüz karar vermediğini belirterek Pekin’in itirazlarını dikkate alacağı sinyalini verdi. Tayvan konusu, aslında Putin-Şi görüşmesinin de en önemli gizli gündem maddesi olduğu söylenebilir. Çin, Tayvan eksenli gelecekteki olası bir askeri çatışma durumunda Batı dünyasının deniz yolları üzerinden uygulayabileceği abluka senaryosuna hazırlanıyor. Böyle bir senaryoda denizden gelecek enerji sevkiyatının kesilmesi riskine karşı, Rusya’dan kesintisiz fosil yakıt akışının güvence altına alınması, Çin için hayati bir güvenlik önceliğidir. Batı yaptırımları nedeniyle küresel pazarlardan dışlanan Rusya, ekonomik ve siyasi mücadelesinde tamamen Çin’e bağımlı hale geldi. Bu durum Çin’e ortaklık üzerinde önemli bir üstünlük ve şartları dikte etme gücü verdi.
