ABD Başkanı Donald Trump, göreve geldiğinden bu yana sekiz savaşı sona erdirdiğini iddia ederek Nobel Barış Ödülü’nün kendisine verilmesi gerektiğini savundu. Trump, ABD askerlerine hitaben yaptığı bir konuşmada, bu ödülü hak ettiğini ama kendisine verilmeyeceğini söyledi, “Kesinlikle vermeyecekler, hiçbir iş yapmayan birine verecekler” dedi.
Nobel Komitesi, 2025 Nobel Barış Ödülü’nün “demokratik değerlerin cesur savaşçısı” olarak nitelendirdiği Venezuelalı muhalif siyasetçi Maria Corina Machado’ya verildiğini açıkladı. Ödülün Trump’a verilmesi için yoğun lobi faaliyetleri yürüten ABD yönetiminin karara tepkisi gecikmedi. Beyaz Saray, Trump’a ödül vermeyen komiteyi “barıştan çok siyaseti düşünmekle” suçladı.
Ödülü kazanan Maria Corina Machado ise Trump’ın desteğine güvendiklerini açıkladı. Nobel Barış Ödülü’nü alamayan Trump, ödüle layık görülen Venezuela muhalefet lideri Maria Corina Machado ile telefonda görüştüğünü ve Machado’nun ödülü kendisine ithaf ettiğini belirtti! Nobel Ödülü’nü almak için can atanlar olduğu gibi bu ödülü kazandığı halde kabul etmeyenler de var.
Adolf Hitler yönetimindeki Nazi Almanyası, Richard Kuhn (Kimya-1938), Adolf Butenandt (Kimya-1939) ve Gerhard Domagk’ın (Tıp-1939) ödüllerini almalarına izin vermedi. 1958’de Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen Boris Pasternak, Sovyetler Birliği’nin baskısıyla ödülü reddetti. Hayatı boyunca tüm resmi ödülleri almayı reddeden Fransız filozof, yazar Jean-Paul Sartre, 1964’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü de geri çevirdi. Satre, bu ödülü geri çeviren tarihteki tek kişidir! Bu konuyla ilgili gazetecilerin bir gün Sartre’in yayıncısına sordukları soru üzerine, yayıncının verdiği yanıt şöyle oldu:
“Sartre için Nobel Ödülü ile bir kilo patates aynı değerdedir!” Sartre ise ödülün veriliş biçimine şu cümlelerle karşı çıktı: “Nobel Ödülü’nün, ödülü alacak kişinin fikrine danışılmadan verildiğinden haberim yoktu. Şayet sorsalardı, o zaman bunun gerçekleşmesini engelleyecek zamanım olurdu. Ancak şimdi anlıyorum ki İsveç Akademisi bir karar verdiğinde sonradan bu kararı bozamıyor.” Sartre, ödülü reddetme sebeplerini, “Akademi’ye yazdığım mektupta da açıkladığım gibi ne İsveç Akademisi ile ne de Nobel Ödülü’nün kendisi ile ilgili değil. Mektupta, iki tür sebep zikrettim; kişisel ve nesnel. Kişisel sebepler şunlar:
Reddim fevri bir hareket değil, zira resmi ödülleri hep reddetmişimdir. 1945’te, savaştan sonra, bana Şeref Nişanı takdim edildiğinde, devlete yakınlık duyduğum halde nişanı reddettim. Benzer şekilde, birkaç arkadaşım teklif ettiği halde, Collège de France’a girmek için de uğraşmadım. Objektif sebeplerimi de şöyle sıralayabilirim: Kültür alanında bugün yapılabilecek tek şey, doğu ve batı kültürlerinin bir arada ve barış içinde yaşamaları için mücadele etmektir. Hemen sarmaş dolaş olsunlar demek istemiyorum.
Bu iki kültür arasındaki karşılaşmanın zorunlu olarak bir anlaşmazlık şekline bürüneceğini bilmiyor değilim ama bu karşılaşma; işe müesseseleri karıştırmaksızın, insanlar arasında, kültürler arasında olmalıdır diyorum. Ben eserimi yaratırken yeterince ödül aldım. Nobel Ödülü bana bir şey katmaz, tam aksine beni aşağıya çeker. Bu ödül, tanınma peşinde olanlar içindir. Ben yaptığım her şeyi severek yaptım, en güzel ödül buydu.
Bu ödül beni olduğumdan büyük gösterir ama söylediklerimin önüne geçer!” 1976’da Sartre, kendi belgeselinde bu ödülü reddetme nedeni ile ilgili daha ayrıntılı bilgi verdi:
“Ödülü geri çevirmeyi, kabul etmekten daha az tehlikeli buluyorum. Kabul etmekle, ‘bağımsızlıktan taviz verme’ diyebileceğim bir sonucu benimsemiş olurdum. İmzamı ‘Jean-Paul Sartre’ olarak atmam, imzamı ‘Jean-Paul Sartre, Nobel Ödülü sahibi’ olarak atmam ile aynı şey değil. Benim gibi yaşlı bir devrimciye böyle bir ödül vermek, kapitalizmin intikam alma girişiminden başka bir şey değildir!”
