Hamidiye Alayları (“Hamid’e ait” anlamında), iyi silahlanmış, düzensiz, çoğunlukla Sünni Kürt ama aynı zamanda Türk, Çerkes, Türkmen, Yörük ve Arap süvarilerden oluşan birliklerdir. Hamidiye Alayları daha çok Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır ve Musul illerinde faaliyet gösteriyordu. Hamidiye Alayları’nın kuruluşu, Osmanlı İmparatorluğu’nun 19. yüzyıl sonunda Doğu’daki varlığını sürdürme ve iç istikrarı sağlama çabasının ürünüdür. II. Abdülhamid, bu projeyle, imparatorluğun karşılaştığı üçlü krizi (Rus tehdidi, aşiret kontrolsüzlüğü ve Ermeni siyasi hareketleri) tek bir kurumsal çözümle ele almayı amaçladı. Hamidiye’nin öncelikli hedefi, Doğu Anadolu’nun zorlu coğrafyasına uygun, etkili bir askeri savunma gücü oluşturmaktı.
Aşiretlerden teşkil edilen bu birlikler, hafif süvari yapısıyla, düşman saldırısı anında hızla mobilize olabilen, keşif ve düzensiz çatışma için ideal bir milis kuvveti sağladı. Hamidiye Alayları, bünyesinde 50 bine yakın milis kuvveti barındırıyordu. Hamidiye Alayları’nın kuruluşunda etkili olan temel etkenlerden biri, Ermeni nüfusunun kırılması ve bölgedeki etnik dengenin yeniden düzenlenmesiydi. Silahlı aşiret güçlerinin varlığı, Ermeni nüfusunun siyasi hareket kabiliyetini ve örgütlenme potansiyelini kısıtlama amacı taşıdı. Hamidiye projesinin hayata geçirilmesindeki en önemli neden, uluslararası siyaset ve Ermeni meselesidir. 1878 Berlin Antlaşması hükümleri uyarınca Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu’da Ermenilere yönelik reformlar yapmak zorunda bırakıldı. Bu durum, Rusya ve İngiltere gibi büyük devletlerin bölge üzerinde sürekli bir müdahale bahanesi elde etmesine neden oldu. Hamidiye’nin amacı, bu devletlerin bölgedeki emellerine set çekmekti. Askeri disiplin altına alınacak aşiretlerle bölgede asayiş ve güvenliğin sağlanması planlanıyordu. Dolayısıyla dış müdahale vesilelerinden önemli biri ortadan kaldırılmış olacaktı.
Zira bir yandan İngiltere, bilhassa 1877-1878 savaşından sonra Doğu Anadolu’da Ermeniler lehine bazı düzenlemelerin yapılmasını talep ederken öte yandan Rusya Ermeni çetelerini silah ve cephane bakımından destekliyordu. Bu proje ile hem bölgede devletin aşiretler üzerindeki hakimiyetinin, hem de dış destekli Ermeni meselesinin çözümünün sağlanması düşünülüyordu. Askerler elbise, hayvan ve koşum takımları gibi ihtiyaçlarını kendileri temin edecek, silah ve cephaneleri ise devlet tarafından karşılanacaktı. Aşiret mensupları Harbiye Mektebi’nde üç yıl süvari tahsili gördükten sonra subay olabileceklerdi. Alay mensupları ile aile efradı aşar ve koyun vergisi dışındaki vergilerden muaf tutulacaktı. Savaşa katılan aşiret askerleri nizami asker kadar tayinat alacaklardı. Harbiye’den mezun aşiret subayının ailesine, devlet sahip çıkacaktı. Gazilere ve şehitlerin ailelerine maaş bağlanacak, Harbiye’den mezun aşiret subaylarına emeklilik hakkı tanınacaktı. Ancak bu proje, pek çok meseleyi de beraberinde getirdi. Aşiret liderlerine gereğinden fazla yetki verilmesi etnik şiddete dönüştü ve bölgenin demografik yapısının kalıcı olarak değişmesine zemin hazırladı. Yörede çeşitli olayların devam etmesi üzerine II. Abdülhamid, Müşir Ahmed Şakir Paşa’yı disiplini sağlamak üzere bölgeye gönderdi. Şakir Paşa, hazırladığı raporda, Hamidiye Alayları’nda gereken disiplinin sağlanamadığını belirtti. Raporda alayların askeri otoriteye bağlılıklarının gevşek olduğu, bazı subayların aşiret reisleriyle menfaat ilişkileri içinde bulundukları, mahalli eşrafın bu durumdan duyduğu rahatsızlık, aşiretlerin kendi reislerini dinlemedikleri dile getirildi. II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra iktidara geçen İttihat ve Terakki Fırkası, Doğu’da meydana gelen Ermeni isyanlarında önemli faydası görülen bu Hamidiye Alayları’nın teşkilatını lağvetti. Hamidiye Alayları, “Aşiret Hafif Süvari Alayları” adıyla yeniden düzenlendi ve sayıları azaltıldı.
