Sadık Gültekin’le Doğru TercihToplumda şiddet neden artıyor? (2)

HABERİ PAYLAŞ

Toplumda şiddet neden artıyor? (2)

Okullar, çocukların sosyalleştiği ve toplumsal değerleri içselleştirdiği alanlar olması gerekirken, şiddetin ve baskının üretildiği mekanlara dönüşüyor. Akran zorbalığı, Türkiye’deki okullarda her geçen gün artan bir tehdit olarak karşımıza çıkıyor. Öğrencilerin en çok lakap takma, dışlama ve söylenti yayma gibi psikolojik şiddet türlerine maruz kaldığı; fiziksel darp olaylarının ise okulun bahçe ve koridorlarında gittikçe yoğunlaştığını görüyoruz. Eğitim kurumlarındaki şiddetin kökeninde yatan temel faktörler şunlardır: m Evde şiddete tanık olan çocuk, okulda güç elde etmek için aynı yöntemi kullanıyor. 

Haberin Devamı

Düşük gelirli ve eğitim düzeyi düşük ailelerin çocuklarının yaşadığı “yoksunluk” hissi, saldırgan savunma mekanizmasına dönüşebiliyor. m Şiddetin bir “başarı” ve “erkeklik” kriteri olarak sunulduğu yapımlar, öğrencilerin şiddet eylemlerini taklit etmesine yol açıyor. m Okul rehberlik servislerinin iş yükünün ağırlığı ve sadece rehber öğretmen odaklı bir yaklaşım sergilenmesi, erken uyarı sinyallerinin alınmasını engelliyor. m Liselerde özellikle karşı cinsle olan ilişkiler ve çeteleşme eğilimleri şiddeti tetiklerken, ilkokullarda “paylaşma duygusunun eksikliği” ve “farklı olanı ötekileştirme” ön plana çıkıyor. Akran zorbalığıyla mücadelede okulun sadece güvenlik önlemleriyle değil, bir “barış kültürü” inşa ederek sürece yaklaşmasını gerekli kılıyor. 

Modern toplumda şiddetin yayılma hızı, dijital medyanın ve sosyal platformların sunduğu sınırsız ve denetimsiz alanla doğrudan ilişkilidir. Şiddet içerikli medya tüketimi, bireylerde (özellikle çocuklarda) iki temel etki yaratıyor: Saldırgan davranışların artması ve şiddete karşı duyarsızlaşma. Şiddetin her gün haber bültenlerinde, dizilerde ve sosyal medyada sunulması, toplumda şiddetin “sıradan” bir olay gibi algılanmasına yol açıyor.

Dijital oyunların şiddet üzerindeki etkisi ise daha karmaşık bir boyuttadır. Bazı araştırmalar oyunların tek başına saldırganlığa neden olmadığını savunsa da uzun süre maruz kalınan bu tür oyunların empati yeteneğini zayıflattığı ve hassasiyeti azalttığı tespit ediliyor. Oyunlardaki “öldür ve kazan” döngüsü, gerçek hayattaki ahlaki fren mekanizmalarının gevşemesine neden oluyor. Ayrıca dijital dünya; “hiçbir şeyi başaramayan” bireye, oyun içinde sanal bir güç ve statü kazandırarak şiddeti bir tatmin aracı haline getiriyor. 

Haberin Devamı

Özellikle popüler kültür fenomenlerinin uyguladığı şiddet, hayran kitleleri tarafından meşru bir davranış olarak kopyalanıyor ve savunuluyor. Sürekli şiddet haberi izleyen bireyler, dünyayı olduğundan daha tehlikeli bir yer olarak algılamaya başlıyor ve bu durum, “savunmacı bir saldırganlık” geliştirmelerine neden oluyor. Şiddetin sonuçlarını (mağdurun acısı, ailenin yıkımı) görmezden gelen içerikler, bireyin başkalarının acısına karşı nasırlaşmasına yol açıyor. 

Medya kuruluşlarının reyting uğruna şiddeti körüklemesi ve dijital platformlardaki siber zorbalığın hukuki takibinin zorluğu, şiddetin bir “yaşam tarzı” olarak pazarlanmasına zemin hazırlıyor. Bu noktada, medyanın dilinin ve bilgi aktarım biçiminin etik bir çerçevede yeniden düzenlenmesi kaçınılmaz bir zorunluluktur. 

Haberin Devamı

Toplumda şiddet vakalarının artışındaki en belirleyici faktörlerden biri, hukuk sistemine duyulan güvenin sarsılması ve “cezasızlık/ az ceza” algısının bir toplumsal kabul haline gelmesidir. Bir suçun işlenmesi durumunda failin hak ettiği cezayı almayacağı veya alsa bile kısa sürede serbest kalacağı inancı, potansiyel failleri cesaretlendirirken mağdurları sessizliğe ve çaresizliğe itiyor. Hukukun üstünlüğünün zayıfladığı bir ortamda, şiddet bir “hak arama” veya “sorun çözme” yöntemi olarak zemin kazanıyor (Devam edecek).

Sıradaki haber yükleniyor...
holder