Dünya genelinde yükseköğretim kurumları, “dünya standartlarında olduklarını ispatlamak için, akademik başarının ve kurumsal prestijin yegane ölçütü olarak kabul edilen küresel üniversite sıralamalarına (QS ve Times Higher Education vb.) hapsolmuş durumdadır. Başlangıçta öğrenciler için rehberlik amaçlı birer bilgilendirme hizmeti olarak kurgulanan bu listeler, günümüzde devlet fonlarının dağılımından vize politikalarına, uluslararası öğrenci hareketliliğinden kurumsal prestije kadar uzanan geniş bir etki alanına hükmediyor. Bu sıralamalarda üst basamaklara tırmanma baskısı, üniversite yönetimlerini akademik dürüstlüğü temelden sarsan ve kurumların asli görevlerinden sapmasına neden olan bir dizi etik dışı uygulamaya sevk ediyor. Sıralama sistemlerinin zaafları, şeffaflık eksikliği ve ticarileşen yapıları, manipülatif stratejilerin gelişimi için verimli zemin hazırlıyor.
Sıralamaların yükselişi, yükseköğretimin küresel bir pazar haline geldiği, bilginin ise ekonomik bir meta olarak görüldüğü bir döneme rastlıyor. Bu bağlamda, üniversiteler artık sadece eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda küresel rekabette prestij sahibi ticari birer aktör olarak görülüyor. Kurumsal itibar yarışı, akademik kalitenin gerçek doğasını ölçmekten ziyade, belirli niceliksel metrikleri tatmin etmeye odaklanan bir “itibar yarışı”na dönüşüyor. Sıralama kuruluşları, değerlendirme süreçlerinde büyük ölçüde üniversitelerin kendi beyan ettikleri verileri kullanıyor. Bağımsız ve üçüncü taraf bir denetim mekanizmasının bulunmaması, kurumların verileri kendi lehlerine “esnetmeleri” veya doğrudan yanlış bilgi sunmaları için uygun bir ortam yaratıyor. Veri manipülasyonu, sıralamalarda hızlı bir yükseliş sağlamanın en kestirme yolu olarak görülse de kurumsal dürüstlük üzerinde yıkıcı bir etkiye neden oluyor.
Örneğin, Columbia Üniversitesi’nin “U.S. News&World Report” sıralamasındaki yükselişi, veri manipülasyonunun en çarpıcı örneğini oluşturuyor. Üniversite, 1988’de 18. sırada yer alırken, 2021’de 2. sıraya kadar tırmandı. Ancak yapılan kapsamlı bir analiz, bu yükselişin arkasında “son derece yanıltıcı” veri bildirim sürecinin olduğunu ortaya koydu. Sıralama sistemlerinde eğitim kalitesinin bir unsuru olarak kullanılan öğrenci-öğretim üyesi oranı, manipülasyona en açık alanlardan biridir. Üniversiteler, bu oranı iyileştirmek için araştırma odaklı öğretim üyelerini, idari personeli veya tıp fakültelerindeki klinik eğitmenleri lisans eğitimi veriyormuş gibi raporluyor. Küresel sıralamaların en ağırlıklı bileşenini “araştırma performansı” oluşturuyor. Ancak araştırma kalitesinin “atıf sayıları” ve “yayın sayısı” gibi niceliksel unsurlarla ölçülmesi, akademik sistemde yolsuzluk dalgasını tetikliyor. Alıntı kartelleri, araştırmacıların veya dergi editörlerinin, bilimsel değerden ziyade sıralamaları yükseltmek amacıyla birbirlerinin çalışmalarına aşırı atıf yapıyor. Bu davranış, araştırmacıların ve kurumların “atıf başı makale” puanlarını yapay olarak şişiriyor. Sıralama baskısı, özellikle hızlı yükseliş hedefleyen ülkelerde “yayın firmaları”nın gelişmesine yol açtı.
Bu firmalar, uydurma verilerle hazırlanan, bazen “yapay zeka” tarafından üretilen makaleleri para karşılığı araştırmacılara satıyor. Sıralama sistemlerinde yer alan “en çok atıf alan araştırmacılar” ölçümü, bazı ülkeler ve üniversiteler tarafından doğrudan bir ticaret alanı haline getirildi. Bu stratejinin en çarpıcı örneği Suudi Arabistan’da yaşandı. Suudi üniversitelerinin, dünyaca ünlü bilim insanlarına, birincil akademik aidiyetlerini Suudi kurumları olarak göstermeleri karşılığında yıllık 70 bin Euro’ya varan ödemeler yaptığı ortaya çıktı. Suudi üniversiteleri, aslında Avrupa veya ABD’deki prestijli kurumlarda tam zamanlı çalışan araştırmacılara, yılda sadece birkaç gün ziyaret yapmaları karşılığında büyük meblağlar teklif etti. Araştırmacılardan tek istenen, veri tabanındaki birincil adreslerini değiştirmeleri idi. Ancak 2023 ve 2024’te bu ağ ifşa oldu. Suudi üniversitelerinin listelerinden silinmesiyle sıralamaları çöktü, birçok Avrupalı araştırmacı ise kendi kurumları tarafından etik ihlal gerekçesiyle cezalandırıldı (Devam edecek).
